<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012</id><updated>2011-08-06T00:43:21.041-07:00</updated><category term='genel yayın yönetmeni&apos;nden'/><category term='gökteki yıldızlar'/><category term='gündeme kadın yorumları'/><category term='basında turuncu'/><category term='Kadınlık Halleri'/><category term='turuncu yemek'/><category term='turuncu sinema'/><category term='turuncu öykü'/><category term='turuncu yazılar'/><category term='turuncu röportaj'/><category term='turucu yazı'/><category term='turuncu kitap'/><category term='temmuz 2009'/><title type='text'>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</title><subtitle type='html'>Türkiye'nin alanında ilk ve tek kadın dergisi... Bahtı açık bir dünya temennisi...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>37</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-5523037982075267026</id><published>2011-02-23T08:30:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T08:33:36.360-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu öykü'/><title type='text'>'SAFA APARTMANI'NIN ÇOCUKLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-AGI-SKteBnk/TWU2xjq_TjI/AAAAAAAAAH4/2jzipLqHg9c/s1600/hacer.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 152px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-AGI-SKteBnk/TWU2xjq_TjI/AAAAAAAAAH4/2jzipLqHg9c/s200/hacer.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576923938585267762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumun en renkli anılarının adresi Kavaklar&lt;br /&gt;Caddesi, Emekçi Sokak, Safa Apartmanı 1 numaralı dairesiydi.&lt;br /&gt;Öğleden sonraları apartmanımızın merdivenlerinde&lt;br /&gt;poğaça, kek kokardı. Her dairede en az üç çocuk vardı.&lt;br /&gt;Öğleden sonraları biz ortasında dut ağacı olan küçük bahçeye,&lt;br /&gt;annelerimiz gün sırası kimdeyse oraya. Her gün toplanırdı&lt;br /&gt;bizim apartman halkı. Bir numarada biz oturuyorduk.&lt;br /&gt;İki numarada Hacer Teyzeler, üç numarada Rabia Teyzeler.&lt;br /&gt;İkinci katta sırasıyla Uzun Ayşe Teyzeler, Zübeyde Ablalar,&lt;br /&gt;Özkan Abiler, üçüncü katta Havva Teyzeler, İzmirli Bankacı&lt;br /&gt;Amcalar, depremde hayatlarını kaybeden Dilek Teyzeler…&lt;br /&gt;Küçük bahçede oyun oynarken biraz sesimiz yükselse,&lt;br /&gt;apartmanımıza nerdeyse bitişik iki katlı müstakil evin&lt;br /&gt;üst katındaki yeşil panjur açılır, Fikriye Teyze bütün heybetiyle&lt;br /&gt;seslenirdi; “gürültü yapmayın!”. Bu seste ve ifade&lt;br /&gt;de anlayamadığım daha önce apartman halkından duymadığım&lt;br /&gt;tatlı, buruk bir ifade vardı. Tek kız çocuğu ve en&lt;br /&gt;küçükleri ben olduğum için abimler, arkadaşları Serkan&lt;br /&gt;Abi, Özkan Abi, Fatih Abi, bitişiklerindeki Merve apartmanının&lt;br /&gt;giriş katında oturan Gülizar Teyzenin oğulları Recep Abi&lt;br /&gt;ve Mehmet Ali Abi. Hepsi kaçışırlar, apartmanın kömürlüklerine&lt;br /&gt;saklanırlardı. Ben ortada öylece kalakalırdım. “Söyle&lt;br /&gt;onlara Elif! İnersem toplarını ellerinden alırım.” Fikriye teyze&lt;br /&gt;çocuklar arasında bir efsaneydi. Kimseyi dövmemiş incitmemişti&lt;br /&gt;ama biz hepimiz ondan çekinirdik. Tek muhatabı&lt;br /&gt;biz çocuklardık. Apartman halkından kimseyle muhatap&lt;br /&gt;olmaz. Selamlaşmaz, gözlerini kaçırırdı. Önce eşini, daha&lt;br /&gt;sonra gencecik evladını kaybettikten sonra tek teselli kaynağı&lt;br /&gt;olan bahçesi; parsellenmiş, bir müteahhide verilmiş ve&lt;br /&gt;iki blok apartman yapılmış. O nedenle apartman halkından&lt;br /&gt;kimseyle konuşmuyor. Çok gürültü yaptıkları zaman sadece&lt;br /&gt;çocuklara bağırıyordu. Fikriye Hanım Teyzeyi evinin ikinci&lt;br /&gt;katında, arka pencerede görünce ödüm kopuyor, abimler&lt;br /&gt;kömürlüklerden çıkmadan ben evimize kaçıyordum.&lt;br /&gt;Öğleden sonraları evlerinde kimseyi bulamayan çocuklar&lt;br /&gt;için adet kapı önlerindeki ayakkabılara bakmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kimin evinin önünde ayakkabı varsa...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ayakkabılar en çok hangi kapı önünde kümelenmişse o&lt;br /&gt;gün orada oturuluyor demekti. İki nolu daire Yavuz Abilerin&lt;br /&gt;eviydi. Kalabalık, eğlenceli bir evdi. İki abla, iki abi ve Yavuz&lt;br /&gt;Abi. Kısa süre önce babalarını kaybetmişlerdi. Çok hüzünlü&lt;br /&gt;günler yaşanmıştı ama bahar mevsimi ile birlikte apartmanımız&lt;br /&gt;biraz daha normalleşmişti. Üç numarada oturan&lt;br /&gt;Fatih Abinin iki ablası vardı. Söylenenlere göre onların&lt;br /&gt;annesi de yıllar önce ağır bir hastalık geçirmiş, vefat etmiş.&lt;br /&gt;Babaları Fatih Abinin annesi Rabia Teyzeyle evlenmiş. Bu&lt;br /&gt;apartmanda her evde bir hikaye vardı. Fikriye Teyzenin hışmından&lt;br /&gt;kaçıp hangi dairede toplanılmışsa o kapıyı çalıp&lt;br /&gt;teyzelerin, ablaların arasına karışıyordum. Herkesin yüksek&lt;br /&gt;sesle konuştuğu kalabalık bir ortam. İki numaradan Zahide&lt;br /&gt;ve Mahibe Abla, üç numaradan da Halide ve Müfide Abla&lt;br /&gt;üst kattan Ayten Abla annelerinin konuştuklarını neredeyse&lt;br /&gt;ortak bir noktada buluşturuyor, arada tercümanlık yapıyorlardı.&lt;br /&gt;Hacer Teyzeler Sivas’tan, Sarıçicek yaylasından bahsediyorlar;&lt;br /&gt;Rabia Teyze Trabzon’daki köyünden, Sultanmurad&lt;br /&gt;yaylasındaki çürükortası kutlamalarından, dağların sisinden,&lt;br /&gt;dumanından dem vuruyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Memnundu herkes birbirinden...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Komşularımızın bir kısmı lazdı, bir kısmı kürt. Kimse kimseyi&lt;br /&gt;açık seçik anlayamasa bile komşuluklarından memnundular.&lt;br /&gt;Koşarak geldiğimi görünce, Fikriye Teyzenin yine panjuru&lt;br /&gt;açıp oynayan çocuklara kızdığını anladılar. Uzun Ayşe&lt;br /&gt;Teyze oradakilere Fikriye Teyzenin aslında iyi bir kadın olduğundan&lt;br /&gt;bahsetti. Çok genç yaşta kocasını ardından tek&lt;br /&gt;oğlunu kaybedince hayata küsmüş, tek oyalandığı meşgalesi&lt;br /&gt;olan bahçesinin de varisler tarafından parsellenip satılması,&lt;br /&gt;iki blok apartmanın dikilmesi onu tamamen çekilmez&lt;br /&gt;bir insan yapmıştı. Daha pek çok şeyler anlattı Uzun Ayşe&lt;br /&gt;Teyze. Bizim apartmanda anneler bir araya geldi mi çoğu&lt;br /&gt;zaman kızlar –her evde iki üç genç kız vardı çünkü- da bir&lt;br /&gt;araya geliyorlardı. Ortam her zaman eğlenceliydi. Ablaların&lt;br /&gt;çantalarında rengarenk kumaşlar, ipler, bez parçaları olurdu.&lt;br /&gt;Annemin çantasından çıkan en çok sevdiğim oyuncaklarım&lt;br /&gt;oya ile mine bebeğe mutlaka yeni bir şeyler dikilirdi. Yünlü&lt;br /&gt;bir kumaş parçasından yelek, saten ve dantel parçalarından&lt;br /&gt;şık bir bluz veya uzun kabarık bir etek…&lt;br /&gt;Safa apartmanındaki her yeni gün biz çocuklara yeni&lt;br /&gt;bir öykü demekti. Annem apartman sakinlerinden duyduğu&lt;br /&gt;her yeni şeyi o akşam bize hikâyeleştiriyordu. Her tepesine&lt;br /&gt;çıktığında yeni tepelerin ortaya çıktığı yemyeşil yaylalar,&lt;br /&gt;koyun sürüleri, inekler sis duman hikâyeleri… O evdeki&lt;br /&gt;aileler farklı şehirlerden farklı kültürlerden gelmişti fakat&lt;br /&gt;biz çocuklar hepimiz aynı hassasiyetle yetiştirildik. Kömürlük&lt;br /&gt;katında mescide çevrilmiş bir yer vardı. Orada biz çocuklar&lt;br /&gt;Kuran öğreniyorduk, apartmandaki genç kızlar dikiş öğreniyorlardı.&lt;br /&gt;Annem de bazı günler orada konuşuyordu. Safa&lt;br /&gt;apartmanının mescidi mahallede ün saldı. Önce apartmanımıza&lt;br /&gt;Cuma pazarı yönüne bitişik küçük evde yaşayan&lt;br /&gt;yazmacı Eminanım Teyze, sonra yolun karşısındaki balıkçı&lt;br /&gt;Kemal Amcanın karısı Fethiye Teyze, kızları gelmeye başladılar.&lt;br /&gt;Mescid günleri şenlikli olmaya başlamıştı. Receb Abinin&lt;br /&gt;annesi Gülizar Teyze mescidin temizliğinden sorumluydu.&lt;br /&gt;Kimse onu görevlendirmemişti. Ama bu işten keyif alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mescid günleri...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bitişikteki Merve apartmanının bütün sakinleri de gelmeye&lt;br /&gt;başladılar. En üst kattaki Macide Teyze, karşısındaki&lt;br /&gt;Zehra Teyze –benim doğumumla her gün gelip beni yıkamış&lt;br /&gt;annem öyle anlatırdı- diğer bütün sakinleri mescid günlerimize&lt;br /&gt;katılıyorlardı.&lt;br /&gt;Biz çocukları kontrol edebilmek için en öne oturtuyorlardı.&lt;br /&gt;Orada biz çocuklaraydı güya anlatılanlar ama “kızım&lt;br /&gt;sana söylüyorum gelinim sen anla” denir ya. Bütün katılanlar&lt;br /&gt;her şeyi öğreniyorlardı. Görgü kurallarından tutun da birlikte&lt;br /&gt;yaşama kültürüne kadar. Hepimiz orda öğrendik Ebu Zer’i,&lt;br /&gt;Musab’ı, Ammar’ı, Ümmü Süleym’i, Peygamberimizin inceliğini,&lt;br /&gt;kibarlığını…&lt;br /&gt;Bugün düşünüyorum da Safa apartmanında uzun yıllarımız&lt;br /&gt;geçmiş gibi. Hesap ediyorum biz 1995 yılında başka&lt;br /&gt;bir adresteydik. Demek ki topu topu 3.5 yıllık bir süre.&lt;br /&gt;Sarsılmaz dostlukların kurulduğu, unutulmaz anların yaşandığı&lt;br /&gt;Emekçi sokak maceramızın en özel kişisi Fikriye Hanım&lt;br /&gt;Teyze bugün hala yaşıyor, çok yaşlı ve hasta. Zaman zaman&lt;br /&gt;gidip onu ziyaret ediyoruz. Safa Apartmanının bütün çocuklarını&lt;br /&gt;hatırlıyor, ayrı ayrı soruyor. Şimdi evli olanlara ulaştırmamız&lt;br /&gt;için ufak tefek hediyeler sarıyor.Ve hep o günü hatırlıyoruz.&lt;br /&gt;Fikriye Teyze'nin bir kandil gecesi mis gibi tereyağı&lt;br /&gt;kokulu helva tenceresiyle mescide girip aramıza karışmasını.&lt;br /&gt;Sertliğini muhafaza ederek “helva yaptım hepiniz buradasınız&lt;br /&gt;diye, pay edin kızlar oni” deyip el örgüsü şalı omzunda,&lt;br /&gt;yere yakın bir tabureye oturup anlatılanları dinlemesi&lt;br /&gt;bir film karesi gibi biz çocukların hafızalarına yerleşmiş. Ne&lt;br /&gt;zaman bir araya gelsek hatırlıyoruz. Muhti laz, ufak tefek, kırmızı&lt;br /&gt;yanaklı bir kadın olan Fikriye Teyze çocuk belleklerimizin&lt;br /&gt;en müstesna yerinde muhafaza edilmekte. Önünde rengarenk&lt;br /&gt;ortanca saksıları olan, balkonunda envai tür açelya&lt;br /&gt;yetişen yeşil panjurlu iki katlı bahçeli ev her Emekçi sokağına&lt;br /&gt;gidişimizde biraz daha küçülmüş geliyor, ancak ona dair&lt;br /&gt;anılarımız hala çok büyük!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hacer ÜNSAL GÜNDÜZ&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-5523037982075267026?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/5523037982075267026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/safa-apartmaninin-cocuklari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5523037982075267026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5523037982075267026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/safa-apartmaninin-cocuklari.html' title='&apos;SAFA APARTMANI&apos;NIN ÇOCUKLARI'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-AGI-SKteBnk/TWU2xjq_TjI/AAAAAAAAAH4/2jzipLqHg9c/s72-c/hacer.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-5097385698235183626</id><published>2011-02-23T08:26:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T08:28:12.310-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu yemek'/><title type='text'>AFİYET, BAL, ŞEKER</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sEwVihJJCxE/TWU1ikd9zRI/AAAAAAAAAHw/T9oCWD_cB7M/s1600/pilav.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 187px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-sEwVihJJCxE/TWU1ikd9zRI/AAAAAAAAAHw/T9oCWD_cB7M/s200/pilav.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576922581589413138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-WywZxz64QEY/TWU1dgcjhvI/AAAAAAAAAHo/e427U4RILQA/s1600/kurabiye.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 152px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-WywZxz64QEY/TWU1dgcjhvI/AAAAAAAAAHo/e427U4RILQA/s200/kurabiye.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576922494610409202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Marmelatlı Kurabiye&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Malzemeler:&lt;br /&gt;1 Paket margarin&lt;br /&gt;4 Çorba kaşığı pudra şekeri&lt;br /&gt;1 Yumurta (akı üzeri için, sarısı içi için)&lt;br /&gt;1 Paket kabartma tozu&lt;br /&gt;1 Paket vanilya&lt;br /&gt;1 Limon kabuğu rendesi&lt;br /&gt;Un (aldığı kadar)&lt;br /&gt;Üzeri için fındık&lt;br /&gt;Yapılışı:&lt;br /&gt;Oda sıcaklığında ki margarini ve diğer bütün malzemeler karıştırılıp&lt;br /&gt;kulak memesi kıvamında bir hamur elde edin. Hamurdan ceviz&lt;br /&gt;büyüklüğünde parçalar kopartıp elinizde yuvarlayın. Tepsiye&lt;br /&gt;dizdiğiniz kurabiyelerin ortalarına parmakla bastırarak ortasında&lt;br /&gt;boşluk oluşturun. Kurabiyeleri önce yumurta akına sonra da&lt;br /&gt;dövülmüş fındık veya badem içine bulayın. Kurabiyeler pişip&lt;br /&gt;soğuduktan sonra içlerine birer çay kaşığı kadar marmelât doldurun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yalancı Perde Pilavı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Malzemeler:&lt;br /&gt;Milföy hamuru (kişi sayısınca)&lt;br /&gt;1 Adet bütün tavuk&lt;br /&gt;2 Su bardağı pirinç&lt;br /&gt;1 Servis kaşığı kadar tereyağı&lt;br /&gt;Yarım çay bardağı sıvıyağ&lt;br /&gt;1 Kuru soğan&lt;br /&gt;1 Su bardağı kabukları soyulmuş badem&lt;br /&gt;1 Çay kaşığı karabiber&lt;br /&gt;1 Çay kaşığı safran&lt;br /&gt;1 Çay kaşığı tarçın&lt;br /&gt;1 Çay kaşığı dolma baharı&lt;br /&gt;Yapılışı:&lt;br /&gt;Pirinci sıcak ve tuzlu suda bir kaç saat bekletin. Tencerede&lt;br /&gt;eritilmiş tereyağı ve sıvıyağ karışımında, küçük küçük&lt;br /&gt;doğradığınız soğanı kavurun. İçine sıcak suda bekletilip&lt;br /&gt;kabukları soyulmuş olan bademleri ilave edin. Bademler biraz&lt;br /&gt;pembeleşene kadar kavurun. Daha sonra yıkayıp süzgece&lt;br /&gt;aldığınız pirinci de tencereye aktarıp üç-beş dakika daha&lt;br /&gt;kavurma işlemine devam edin. Tuzu ve baharatları da pirince&lt;br /&gt;ekleyip, dört bardak tavuk suyunu da ilave edip suyunu&lt;br /&gt;çekinceye dek pişirin. Ocağın altını kapatın. Kapağın hemen&lt;br /&gt;altına kağıt havlu yerleştirip pilavı demlenmeye bırakın.&lt;br /&gt;Tavuğu haşlayıp parçalar halinde didikleyin. Pilav ile karıştırın.&lt;br /&gt;Milföyleri tezgâhta hafifçe açılarak büyütün. İçine soğumuş&lt;br /&gt;olan pilavdan büyükçe bir kaşık dolusu koyup bohça şeklinde&lt;br /&gt;katlayın. Katlanan kısımlar alta gelecek şekilde yağlı kağıt serilmiş&lt;br /&gt;fırın tepsisine dizin. Üzerlerine yumurta sarısı sürülüp bademle&lt;br /&gt;süslenerek 180 derecelik fırında üzerleri kızarana kadar pişirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rabia YILDIRIM&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-5097385698235183626?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/5097385698235183626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/afiyet-bal-seker.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5097385698235183626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5097385698235183626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/afiyet-bal-seker.html' title='AFİYET, BAL, ŞEKER'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-sEwVihJJCxE/TWU1ikd9zRI/AAAAAAAAAHw/T9oCWD_cB7M/s72-c/pilav.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-211941637909878780</id><published>2011-02-23T08:21:00.001-08:00</published><updated>2011-02-23T08:23:30.329-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu sinema'/><title type='text'>HÜR ADAM</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9rZ0SJXmxZA/TWU0Xw6SiXI/AAAAAAAAAHg/j2TEuFSdYLo/s1600/sinema%2B2.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 146px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-9rZ0SJXmxZA/TWU0Xw6SiXI/AAAAAAAAAHg/j2TEuFSdYLo/s200/sinema%2B2.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576921296439249266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Boo5DyZU5Ow/TWU0TN6hnXI/AAAAAAAAAHY/FxM0QKWQm5U/s1600/sinema.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 140px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Boo5DyZU5Ow/TWU0TN6hnXI/AAAAAAAAAHY/FxM0QKWQm5U/s200/sinema.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576921218325519730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gişe rekorları kıran “Minyeli Abdullah”la bir döneme&lt;br /&gt;damgasını vuran yapımcı ve yönetmen Mehmet Tanrısever,&lt;br /&gt;20 yıl aradan sonra yine çok konuşulacak bir filmle Türk&lt;br /&gt;sinemasına dönüş yaptı. Mehmet Tanrısever bu kez Said&lt;br /&gt;Nursi’nin hayatını ele alan “HÜR ADAM” filmiyle hem yapımcı&lt;br /&gt;hem yönetmen hem de senarist olarak sinema seyircisiyle&lt;br /&gt;buluştu.&lt;br /&gt;Daha vizyona girmeden pek çok tartışmanın da odak&lt;br /&gt;noktası olan filmin senaryosunu Ahmet Çetin, Mehmet Uyar&lt;br /&gt;ve Mehmet Tanrısever’in kaleme aldığı Hür Adam filminde&lt;br /&gt;Said Nursi’yi Mürşit Ağa Bağ canlandırdı.&lt;br /&gt;Çekimleri, Isparta’nın Eğirdir İlçesi´ne bağlı Barla Beldesi,&lt;br /&gt;Safranbolu ve İstanbul’da gerçekleştirilen Said Nursi’nin&lt;br /&gt;hayatını anlatan ´Hür Adam´ filminde 70 kişilik bir teknik&lt;br /&gt;ekip ve 1000 kişinin üzerinde figüran ekibi yer aldı.&lt;br /&gt;Projenin 1 yıl süresince devam eden hazırlık aşaması&lt;br /&gt;sonucunda filmin çekimleri 8 haftalık süre içerisinde&lt;br /&gt;tamamlandı.&lt;br /&gt;Çalıntı olduğu gerekçesiyle filme dava açıldı,&lt;br /&gt;Cumhuriyetten öç almak için kurulan gerici komplonun bir&lt;br /&gt;parçası olduğunu ileri sürdü. Yönetmen Mehmet Tanrısever’e&lt;br /&gt;filmi para için yaptığı söylendi, Said Nursi’nin suretini gösterdiği&lt;br /&gt;için kızıldı. Film hakkında yapılan tartışmalar daha uzun&lt;br /&gt;süre devam edecek gibi. Ama sonuçta bu ülkede bir Said&lt;br /&gt;Nursi filmi yapılması için geç bile kalındı. Gelişen sinema teknolojisi&lt;br /&gt;ve maddi imkanlar arttığı halde beyaz sinema adına&lt;br /&gt;çok da elle tutulur kaliteli filmler izlemediğimizi söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;Ama bence bu filmle birlikte daha cesur, daha büyük&lt;br /&gt;yapımların kapıda olduğunu hissedebiliriz. Hür Adam filminin,&lt;br /&gt;evet sinemasal açıdan eksik yanları olabilir, yan rollerdeki&lt;br /&gt;oyuncular daha özenle seçilebilirdi. Ama ne olursa&lt;br /&gt;olsun sonuçta bir Said Nursi filmine sahip oldu Türk sineması.&lt;br /&gt;Başka filmler de çekilmeli. Başka denemeleri de olmalı.&lt;br /&gt;Bir tane var diye rahat oturulmamalı. Buradan hareketle&lt;br /&gt;Mimar Sinan’ın, Mevlana’nın, Hacı Bektaşi Veli’nin, Yunus&lt;br /&gt;Emre’nin de filmleri çekilmeli. Türk sinemasında son yıllardaki&lt;br /&gt;gişe hasılatlarına bakıldığında sinemanın bir idealizmden&lt;br /&gt;öte para da getirdiği dikkate alınarak artık bir İstanbul’un&lt;br /&gt;Fethi filmi çekme cesaretini göstermeli yapımcılar. Özellikle&lt;br /&gt;de İstanbul 2010 projesi fetih filmine destek için iyi bir fırsat&lt;br /&gt;olabilirdi. Bunlar iyi adımlar. Daha iyisi de olacak inşallah.&lt;br /&gt;Hür Adam filmine geri dönecek olursak… Film yazdığı&lt;br /&gt;kitaplar ve yetiştirdiği talebelerle 80 seneyi aşkın&lt;br /&gt;süredir Türkiye’den başlayarak bütün dünyayı etkileyen&lt;br /&gt;Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatından kesitler taşıyor. Pek&lt;br /&gt;çok ilmî ve edebî çalışmaya konu olan Bediüzzaman’ın hayatı&lt;br /&gt;“Hür Adam”da ilk kez dramatik bir yapıyla sinemaya uyarlandı.&lt;br /&gt;Küçük yaşta medrese eğitimiyle kendini geliştirdikten&lt;br /&gt;sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve cumhuriyetin&lt;br /&gt;kurulması sancıları arasında, savaşlar ve işgaller yaşayan bir&lt;br /&gt;millete İslam’ı ve imanı, asrın gerekleriyle hatırlatmak gayesiyle&lt;br /&gt;yola çıkan Bediüzzaman’ın hayatı, esaretler, mahkemeler,&lt;br /&gt;sürgünler ve hapislerle geçti. Sadece kitap yazdığı ve&lt;br /&gt;talebe yetiştirdiği için pek çok iftira ve komployla ortadan&lt;br /&gt;kaldırılmaya çalışılan Said Nursî, her şart altında yazımına&lt;br /&gt;devam ettiği Risale-i Nur Külliyatı adlı eserlerini her yere ve&lt;br /&gt;herkese ulaştırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;Yeni Şafak gazetesi sinema yazarı Ali Murat Güven, film&lt;br /&gt;için şunları söylemişti: “Aylar önceki bir yazımda belirttiğim&lt;br /&gt;gibi, Türkiye Cumhuriyeti sinema tarihinde hasılat rekoru,&lt;br /&gt;yaklaşık 4 milyon 350 bin biletli izleyiciyle “Recep İvedik-&lt;br /&gt;2”te... Bu utanç verici rakam, ülkemizin hem yüz yıllık entelektüel&lt;br /&gt;birikimi, hem de halkımızın sinema bilgisi ve bilincini&lt;br /&gt;simgeliyor ne yazık ki... Yapımcılar görevini yaptı, dağıtıcılar&lt;br /&gt;görevini yaptı, benim gibi sinema yazarları da görevini&lt;br /&gt;yaptı... Şimdi artık sıra sende...” Türk sinemasının bu hasılat&lt;br /&gt;ayıbından kurtularak daha kaliteli filmlere hakkı olan izlenme&lt;br /&gt;sayısı verilmeli ki daha iyi filmler için yapımcılar cesaret bulabilsin,&lt;br /&gt;yönetmenler izleyicinin kalitesini dikkate alsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yapımcı / Yönetmen Mehmet Tanrısever&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1953 Konya doğumlu Mehmet Tanrısever, işadamı kimliğine&lt;br /&gt;1989 yılında “Minyeli Abdullah” filmiyle yapımcılığı da&lt;br /&gt;ekledi. Hekimoğlu İsmail’in aynı adlı romanından uyarlanan,&lt;br /&gt;Yücel Çakmaklı’nın yönettiği ve başrollerinde Berhan Şimşek&lt;br /&gt;ile Perihan Savaş’ın olduğu film, haftalarca gösterimde kalıp&lt;br /&gt;o dönem için bir rekor olan 403 bin seyirci sayısına ulaştı.&lt;br /&gt;Ertesi yıl devam filmi “Minyeli Abdullah 2”nin yapımcılığını&lt;br /&gt;üstlenen Tanrısever daha sonra da İsmail Güneş’in yönettiği&lt;br /&gt;“Çizme” (1991), Ünal Küpeli’nin yönettiği “Benim Zaferim”&lt;br /&gt;(1991) ve Nurettin Özel’in yönettiği “Garip Bir Koleksiyoncu”&lt;br /&gt;(1994) filmlerinin yapımcısı oldu.&lt;br /&gt;1992’de “Sürgün” filmiyle yönetmen koltuğuna oturan&lt;br /&gt;Tanrısever, bu filmle 45. Salerno Film Festivali’nden ikincilik,&lt;br /&gt;11. Taşkent Film Festivali’nden de Gümüş Simurg ödülüyle&lt;br /&gt;döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeynep ZELAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-211941637909878780?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/211941637909878780/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/hur-adam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/211941637909878780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/211941637909878780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/hur-adam.html' title='HÜR ADAM'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-9rZ0SJXmxZA/TWU0Xw6SiXI/AAAAAAAAAHg/j2TEuFSdYLo/s72-c/sinema%2B2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-125315708501114578</id><published>2011-02-23T08:15:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T08:18:23.132-08:00</updated><title type='text'>EĞRİ OTURUP DOĞRU KONUŞALIM</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-SU7VOSe6EZk/TWUzLFNLqNI/AAAAAAAAAHQ/opEQ0yXozok/s1600/hat%25C4%25B1r%25C4%25B1m%2Bi%25C3%25A7in%2B2.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 182px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-SU7VOSe6EZk/TWUzLFNLqNI/AAAAAAAAAHQ/opEQ0yXozok/s200/hat%25C4%25B1r%25C4%25B1m%2Bi%25C3%25A7in%2B2.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576919979037272274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-0ZZGGWrVqPw/TWUzFpZ61KI/AAAAAAAAAHI/-qxZ8szVIpE/s1600/hat%25C4%25B1r%25C4%25B1m%2Bi%25C3%25A7in.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 155px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-0ZZGGWrVqPw/TWUzFpZ61KI/AAAAAAAAAHI/-qxZ8szVIpE/s200/hat%25C4%25B1r%25C4%25B1m%2Bi%25C3%25A7in.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576919885675156642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar gün, çay, ziyaret, dini sohbet, ne vesile ile bir&lt;br /&gt;araya gelirlerse gelsinler içinde az da olsa bir ikram bulunsun&lt;br /&gt;isterler. Leziz ikramlar yanında çaylarını yudumlayıp&lt;br /&gt;muhabbet etmekten büyük keyif alırlar. Dünyevi- uhrevi pek&lt;br /&gt;çok şeyden bahsederler bu ortamlarda. Kâh siyaset kâh şifalı&lt;br /&gt;bitkiler üzerine ara vermeden konuşurlar. Bu tip pastalı,&lt;br /&gt;börekli ev oturmalarında laf döner dolaşır ve muhakkak&lt;br /&gt;“fazla kilolar” a gelir. “Aslında bunları yemesek daha iyi” sözleri&lt;br /&gt;eşliğinde çatallar bol kalorili çeşitlere doğru uzatılır ve bir&lt;br /&gt;anda diyet defterleri açılıverir. Neler yenerek, hangi süre zarfında,&lt;br /&gt;kaç kilo verildiği, ne kadarının geri alındığı konuşulmaya&lt;br /&gt;başlanır. “Sen yine iyisin. Benim şuram şöyle, buram&lt;br /&gt;böyle. Bu kadar fazlam var” şeklinde karşılıklı moral verilir.&lt;br /&gt;Sabah aç karna içilecek maydanoz, lahana suları tavsiyeleri&lt;br /&gt;havada uçuşurken, tuzlular bitirilip tatlılara geçilir. Gençken&lt;br /&gt;incecik olunduğundan bahsedilip avunulur. Televizyonlarda&lt;br /&gt;kilo verdireceği garanti edilen yeni reçeteler ve teknikler&lt;br /&gt;paylaşılır. Bir masa başı muhabbeti daha benzer şekilde&lt;br /&gt;sürer, gider. Yapılan araştırmalar; kadınların, vücutlarını&lt;br /&gt;erkeklerden daha farklı algılayıp, normalden azıcık sapmalarda&lt;br /&gt;bile kendilerini şişman bulduğunu ve günümüzde güzellik&lt;br /&gt;zayıf olmakla özdeşleştirildiğinden, kaygılanıp; durumlarını&lt;br /&gt;abarttıklarını gösterse de toplumumuzda belli yaşın&lt;br /&gt;üstündeki pek çok kadının hakikaten bir kilo problemi olduğu&lt;br /&gt;ortadadir. Gelin yazımızda bu durumun sebepleri üzerine&lt;br /&gt;beraberce düşünelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sosyal bir olay...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kadını için yemek yemek sosyal bir olay…&lt;br /&gt;Kendisine sofra dahi hazırlamayan çok sayıda kadın, grup&lt;br /&gt;halinde yemekten büyük keyif alır. Bu yönüyle kadınların&lt;br /&gt;bir araya geldiği her ortam az da olsa kalori yüklüdür.&lt;br /&gt;Çayın yanının boş kalmaması gerektiğini düşünen bir milletin,&lt;br /&gt;hamaratlıkta rekabet eden kadınları buluştuğunda, akla&lt;br /&gt;zarar manzaralar ortaya çıkar. Çeşit sayısı 14-15’i bulan günleri&lt;br /&gt;bir kenara koyup, ahirete yatırım yapma niyetiyle kurulan&lt;br /&gt;gruplara baktığımızda dahi ikram hususunda ipin ucunun&lt;br /&gt;kaçtığı görülür. Misafire bir şey vermemeye kimse&lt;br /&gt;yanaşmaz, bir çeşidin yeterli olacağına inanmaz, tuzlusu tatlısı&lt;br /&gt;derken çeşit önce ikiye, salata ilavesiyle ise üçe yükselir.&lt;br /&gt;“O sayılmaz”, “Bunu ben yapmadım, falanca getirdi.”, “Fatma&lt;br /&gt;Hanım da geçen hafta dört çeşit yapmıştı.” gibi bahanelerle&lt;br /&gt;kural delik deşik edilir. Pasta börek dolu tabaklar bitirildiğinde&lt;br /&gt;“Böyle günlerde akşam yemeği yemiyorum” şeklinde&lt;br /&gt;içler rahatlatılmaya çalışılsa da bu tip oturmalarda yenenlerin&lt;br /&gt;kadınlara yağ ve kilo olarak döndüğü aşikârdır.&lt;br /&gt;Türk mutfağı zaten yağı, salçası, unu bol çeşitler içerir.&lt;br /&gt;Bu zengin yemek kültürü içindeki kebap ve şerbetli tatlılar&lt;br /&gt;daha çok erkeklere hitap eder. Kadınların tercihleri ise&lt;br /&gt;muzur şeylerden yanadır. Ekmeği bandıra bandıra yiyebilecekleri&lt;br /&gt;ekşili, acılı, iştah açıcı şeyleri sever kadınlar. Gözleme,&lt;br /&gt;bazlama yapar. Turşu yer, acı sos hazırlar. “Kilo alıyoruz”&lt;br /&gt;gerekçesiyle ev oturmalarında hamur işlerini azaltıp salatalara&lt;br /&gt;ağırlık verme kararı alır ama ortaya yine nohutlu, bulgurlu,&lt;br /&gt;patatesli çeşitler çıkarır, yoğurtlu olanlara lezzet vermesi&lt;br /&gt;için mayonez ilave eder. Tatsız tuzsuz değil bilakis son derece&lt;br /&gt;nefis hale getirilmiş salatalardan da elbette bir değil birkaç&lt;br /&gt;kaşık almak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hatırım için ye!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse yediklerimiz, içtiklerimiz bizlere kalsın; toplumsal&lt;br /&gt;bazı değerlerin de kadınları şişmanlattığı bir gerçektir.&lt;br /&gt;Mesela bir kadın ne kadar tok olursa olsun “Hatırım için&lt;br /&gt;ye!” diye sunulan bir ikramı asla reddetmez. Ev sahibinin&lt;br /&gt;gönlü kırılmasın diye hazırlanan çeşitlerin hepsinin en azından&lt;br /&gt;tadına bakmaya gayret eder. Yemekler çöpe dökülmesin,&lt;br /&gt;israf olmasın diye çocuklarının tabaklarında bıraktıklarını&lt;br /&gt;ağzına atıverir. Artan sürten yemekleri, tencere dibinde&lt;br /&gt;kalan son birkaç kaşığı bitirir. Tüm bu hassasiyetlerin bedelini&lt;br /&gt;ise maalesef kilo alarak öder.&lt;br /&gt;Yine de kadınların kilo almalarındaki en önemli etken&lt;br /&gt;hamile ve emzikli oldukları dönemlerdir. Bu özel zamanları&lt;br /&gt;sınırsız yemek yeme fırsatı olarak değerlendirenler müstesna,&lt;br /&gt;yavrucukların büyüyebilmeleri için kurulmuş düzen&lt;br /&gt;gereği; tüm kadınların iştahları ellerinde olmadan açılır.&lt;br /&gt;Yeme konusunda toplumsal destek de büyüktür: “Sen ye, iki&lt;br /&gt;canlısın. Biraz daha al, bebek emziriyorsun, süt olsun” derken&lt;br /&gt;haddinden fazla yedirilir bu tip kadınlara. Gebelikte alınan&lt;br /&gt;20- 30 kilonun doğumla giden kısmı da süt yapsın diye&lt;br /&gt;içirilen kompostolar, yedirilen tatlılar ile geri alınır. İlk bebekten&lt;br /&gt;kalan kilolar henüz verilememişken ikinci hamilelik başlar.&lt;br /&gt;Böylece eski kilo ve ölçülere dönmek hayal olur.&lt;br /&gt;Her ne kadar Türk kadını “Ne yapayım? Su içsem yarıyor”&lt;br /&gt;bahanesinin ardına sığınsa da yiyip içtiklerimiz yabana atılır&lt;br /&gt;cinsten değil hani. Düzenli egzersiz yapma kültürü olmayan,&lt;br /&gt;bol kalorili bir mutfağa sahip bir toplumun üyelerinin&lt;br /&gt;bu kadar çok yiyip zayıf kalmayı ummaması gerekir zaten.&lt;br /&gt;Eğri oturup doğru konuşalım: İnsanlık dışı diyet listelerini&lt;br /&gt;uygulamak, büyücülerin hazırladığı iksirlere benzer sıvıları&lt;br /&gt;içmek yerine, yediğimizi itiraf edip, gereken azaltmayı yapmaya&lt;br /&gt;çalışalım. Masa başında fazla kilolardan şikâyet etmekten&lt;br /&gt;daha çok işe yarayacağına eminim : )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dilşad AKTAŞ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Not:Fotoğraflar Boyut Yayıncılık'tan çıkan Butik Pastacılık&lt;br /&gt;kitabındandır.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-125315708501114578?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/125315708501114578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/egri-oturup-dogru-konusalim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/125315708501114578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/125315708501114578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/egri-oturup-dogru-konusalim.html' title='EĞRİ OTURUP DOĞRU KONUŞALIM'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-SU7VOSe6EZk/TWUzLFNLqNI/AAAAAAAAAHQ/opEQ0yXozok/s72-c/hat%25C4%25B1r%25C4%25B1m%2Bi%25C3%25A7in%2B2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-654754276070888449</id><published>2011-02-23T08:08:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T08:12:15.395-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadınlık Halleri'/><title type='text'>AFFETME KILAVUZU</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Vo8RjcgFldE/TWUxuVC6dYI/AAAAAAAAAHA/OpRXHtXWegM/s1600/zeynep.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 110px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Vo8RjcgFldE/TWUxuVC6dYI/AAAAAAAAAHA/OpRXHtXWegM/s200/zeynep.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576918385561335170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşama 1: Öfkeni tanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sizin bir damarınız vardır. Basıldı mı kanayan. Kesildi mi öldüren. Sizin bir&lt;br /&gt;damarınız vardır. En zayıf halkanız. Öfkeniz. Size haksızlık yapılınca kabaran&lt;br /&gt;damarlarınız vardır. En savunmasız, en zayıf anınızda yakalayan, tuttu mu bırakmayan.&lt;br /&gt;Arkanızdan iş çevrildi mi taşan damarınız vardır. Kalbinizin hemen biraz&lt;br /&gt;daha solunda. Hayır orada değil, biraz daha aşağı, evet evet kenarda. İşte orada&lt;br /&gt;acının hemen altında öfkelenen yanınız vardır. Siz saygınızdan sustuğunuzda&lt;br /&gt;karşınızdaki size bağırmaya, sizi aşağılamaya devam ettiğinde kalbinizin gümbürdemesini&lt;br /&gt;tetikleyen içiniz vardır. İçinizin en karanlık odası. Nefret. Başkası&lt;br /&gt;size kötülük ettiğinde, onun kadar kötü olmadığınız için ne yapacağını bilmez&lt;br /&gt;halde sadece susan, o gittikten sonra günlerce haftalarca içinden ona cevap&lt;br /&gt;veren, lafını gediğine koyan, kendini savunan ruhunuz vardır. Ama ona bunları&lt;br /&gt;söyleyemediği için kalpte bir yara gibi açık kalan, kaldıkça kurumaktansa tazelenen&lt;br /&gt;yanınız vardır. Kalbinizin en siyah odası: Kin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşama 2: Öfkeni hatırla&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çocukken kimseye karşı kin duymamanız, nefret beslememeniz&lt;br /&gt;söylenirdi. Tüm insanlar iyidir ve kötülüğe kötülükle&lt;br /&gt;cevap vermek erdemsizliktir. Özünde tüm insanlar iyidir&lt;br /&gt;ve kendilerine iyi yaklaşılırsa hatalarını anlayabilirler. Ama en&lt;br /&gt;yakın arkadaşınız gün gelip sizi arkadan vurduğunda, oyun&lt;br /&gt;oynarken giydiğiniz terliği kimsenin ulaşamadığı arka bahçeye&lt;br /&gt;attığında, sizin sevdiğiniz çocuğa gidip ilanı aşk ettiğinde,&lt;br /&gt;birlikte tuttuğunuz sırları gidip annenize anlattığında,&lt;br /&gt;takım oyununda sizi dışarıda bıraktığında, ilk kavganızda&lt;br /&gt;başınıza taş attığında, hayat bilgisi dersinde kopya vermediğinde&lt;br /&gt;anlarsınız annenizin erdemlilik tezinin bir işe yaramadığını.&lt;br /&gt;Kimse aynı değildir. Siz iyisinizdir, o kötü. Ona sorsanız&lt;br /&gt;şimdi hep şakadan yaptığını söyler her şeyi. Halbuki bilmez&lt;br /&gt;içinizde nasıl bir yara açtığını. O acımasız şakalar yüzünden&lt;br /&gt;biriken kininizle nasıl başa çıkmaya çabaladığınızı bilmez.&lt;br /&gt;Ama siz yıllar sonra affetmeye karar verirsiniz onu. Çünkü&lt;br /&gt;çocuklukta açılan yaraların büyüyünce nasıl da sizinle birlikte&lt;br /&gt;büyüdüğünü, sizi nasıl büyüttüğünü görür, eskileri kapatmaya&lt;br /&gt;çalışırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşama 3: Kadın kadının kurdudur (mu?)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kadın kadının can yoldaşıdır. Kızkardeşidir. Erkeklerin&lt;br /&gt;anlayamayacağı kadar derin bir muhabbet vardır aralarında.&lt;br /&gt;Eskiden birbirleriyle ömür boyu iyi geçinen kadınlara “ahretlik”&lt;br /&gt;denirdi. Yani bu dünyada o kadar iyidirler ki ahrette de birlikte&lt;br /&gt;olacaklarını umut ederek geçinirler. Hatırlarım o birbiriyle&lt;br /&gt;ahretlik olan kadınlar, hayattaki her şeylerini kaybederlerdi.&lt;br /&gt;Eşlerini, çocuklarını (evlenir giderlerdi), sağlıklarını… Ama&lt;br /&gt;ahretlikleri hep kalırdı. Tüm dertlerini, tüm hayat öykülerini&lt;br /&gt;bilen ahretlikleriyle paylaşırlardı. Sizin bir ahretliğiniz var mı?&lt;br /&gt;Ahrette de birlikte olmayı dileyeceğiniz, öbür tarafta da ona&lt;br /&gt;katlanacağınız bir dostunuz? Bir düşünün, ahrete kimi götürmeyi&lt;br /&gt;isterdiniz yanınızda? Yoksa yok mu? Yoksa siz de kadın&lt;br /&gt;kadının kurdudur anlayışını mı benimsiyorsunuz. Kimseye&lt;br /&gt;fazla güvenmemek lazım. Arkadaşlık da bir yere kadar. Öyle&lt;br /&gt;mi? Sizin ahretliğiniz değil, durdurmaya çalıştığınız öfkeniz&lt;br /&gt;var. Kininiz var, herkese şüpheyle yaklaşmanıza neden olan&lt;br /&gt;nefretiniz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşama 4: Öfkeni susturmaya karar ver&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;O nefret damarını bir kurutabilseniz hayat daha ılık akacak&lt;br /&gt;parmaklarınızın arasından. Annenizin inandığı ve anlattığı&lt;br /&gt;iyilik dünyası gerçek olacak. İçinize öfke tohumları yerleştiren&lt;br /&gt;ilkokul arkadaşınız artık sizin için önemli olmaktan çıkacak.&lt;br /&gt;O çıktığında, ilk temizliği yaptığınızda içinizde, karanlık&lt;br /&gt;odanızı havalandırdığınızda, iyice bir ozonlayıp dezenfekte&lt;br /&gt;ettiğinizde, kapısını kilitleyecek cesaretiniz olacak. O zaman&lt;br /&gt;iş yerinde arkanızdan iş çeviren, yüzünüze gülüp başkalarına&lt;br /&gt;sizi kötüleyen kişiyi umursamayacaksınız. O zaman beyazları&lt;br /&gt;serdiğinizde üzerine tozlu halısını çırpan komşunuzla kavga&lt;br /&gt;etmemeyi öğreneceksiniz. En ufak bir hatayı yüzünüze çarpan&lt;br /&gt;kayınvalidenize sinirlenmemeyi bileceksiniz. Siz binbir&lt;br /&gt;hazırlıkla yemek yapıp sofrayı kurduğunuzda, tok gelen&lt;br /&gt;eşinize kızmamayı kural edineceksiniz. Siz ne derseniz tersini&lt;br /&gt;yapan çocuklarınıza bağırmamayı öğreneceksiniz. En zor&lt;br /&gt;anınızda yanınızda olmayan arkadaşınızdan bir şey beklemeyeceksiniz.&lt;br /&gt;Doğum gününüzü unutan eşinize kızmayacaksınız.&lt;br /&gt;Kin biriktirmeyecek, öfke toplamayacaksınız. Nefretinizle&lt;br /&gt;başa çıkmayı öğreneceksiniz. Ama nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşama 5: Affet&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İslam dinindeki büyük günahlardan biri de kul hakkıdır. O&lt;br /&gt;yüzden bir daha görmeme ihtimaliniz olan insanlardan helallik&lt;br /&gt;dilersiniz. Halbuki kimin yarına çıkma garantisi var? Kimi&lt;br /&gt;bir daha göreceğinize garanti edebilirsiniz? Hangi gününüzü&lt;br /&gt;yarına çıkmayacakmış gibi yaşıyorsunuz ki?&lt;br /&gt;Eğer ruhunuzun temas ettiği, ucundan kıyısından az bile&lt;br /&gt;olsa tanıdığınız her insana karşı kul hakkı kalmaması gerektiğini&lt;br /&gt;düşünerek yaşarsanız affedersiniz işte. Çünkü ahrette bile&lt;br /&gt;hakkınızın geçtiği kişiyi affedecek olan sizsiniz. O yüzden kul&lt;br /&gt;hakkı vebalinden kurtulamazsınız. Çünkü sizi affedecek olan&lt;br /&gt;da bir başkasıdır. Kimsenin hakkının sizde kalmamasını isteyecek&lt;br /&gt;erdeme ulaştığınızda, affedersiniz hayatınıza giren herkesi.&lt;br /&gt;Öfke duvarlarını kırar, içinizin karanlık odalarını aydınlatırsınız.&lt;br /&gt;Kalbinizin kinden açılan yerlerine sevgi yerleştirirsiniz.&lt;br /&gt;Bunlar çok klişe gelebilir ama nefret ettiğiniz, öfke duyduğunuz&lt;br /&gt;insanlara ne kadar önem verdiğinizi anlamak için şunu&lt;br /&gt;sorun kendinize: Sevdiğiniz insanları düşünerek mi daha&lt;br /&gt;çok vakit geçiriyorsunuz, yoksa öfke duyduğunuz insanları&lt;br /&gt;mı? Öfkenin içinizde yayılan, ruhunuzu ele geçiren gücünü&lt;br /&gt;keşfettiğinizde ondan kurtulmanın bir yolunu bulmalısınız.&lt;br /&gt;Yoksa öfke kurt misali kalbinizi yiyecek, bir gün gelecek&lt;br /&gt;siz de o nefret ettiğiniz insan haline dönüşeceksiniz. Ondan&lt;br /&gt;bir farkınız kalmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşama 6: Keşfet&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman birine kızmak gelse içinizden, bu duyguyu içinizin&lt;br /&gt;hangi köşesinde hissettiğinizi anlamaya çalışın. Ve kalbinizin&lt;br /&gt;yüz ölçümünün ne kadarını kapladığını… Nefret ettiğiniz&lt;br /&gt;kişiye yapacağınız en büyük kötülük onu yok saymaktır.&lt;br /&gt;İçinizin bir köşesinin bile onun öfkesiyle kaplamaya değmeyecek&lt;br /&gt;olduğunu düşünün. O zaman annenizin o hayret ettiğiniz&lt;br /&gt;sabrına ve sakinliğine ulaşmış olursunuz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Zeynep ZELAN&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-654754276070888449?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/654754276070888449/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/affetme-kilavuzu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/654754276070888449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/654754276070888449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/affetme-kilavuzu.html' title='AFFETME KILAVUZU'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Vo8RjcgFldE/TWUxuVC6dYI/AAAAAAAAAHA/OpRXHtXWegM/s72-c/zeynep.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-7634710553739422279</id><published>2011-02-23T08:03:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T08:06:47.351-08:00</updated><title type='text'>GÖKHAN ÖZCAN İLE SERÇE PARMAĞIM</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-jmUltnH4Zag/TWUwhBuu7TI/AAAAAAAAAG4/54IhUkEAwdY/s1600/g.%25C3%25B6zcan.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 104px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-jmUltnH4Zag/TWUwhBuu7TI/AAAAAAAAAG4/54IhUkEAwdY/s200/g.%25C3%25B6zcan.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576917057526492466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Daha önce bir “saniye koleksiyoncusu”yla tanışmış mıydınız?&lt;br /&gt;“Nerelisin sen?” sorusuna “Ölümlü” diye cevap veren&lt;br /&gt;bir öykü kahramanı da aklınıza gelmemiş olabilir. Gökhan&lt;br /&gt;Özcan’ın yeni öykü kitabı “Serçe Parmağı”nda bu ilginç&lt;br /&gt;kahramanlarla tanışabilirsiniz. Mesela bu kitapta prensesin&lt;br /&gt;pamuğu değil ölüsü makbul ama cüceler yerli yerinde&lt;br /&gt;duruyor merak etmeyin. Gökhan Özcan ile “Serçe Parmağı”&lt;br /&gt;nı, Özcan’ın dünyasını, itirazlarını, insan olmayı ve sizi&lt;br /&gt;düşünmeye sevk edecek pek çok şeyi konuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Gökhan Özcan” ve “sıra dışı” kelimesi arasında&lt;br /&gt;nasıl bir ilişki kurarsınız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mecburen sıra dışı bir ilişki kurmam gerekir. Çünkü dünyanın&lt;br /&gt;en sıra dışı insanı bile olsanız, bu sizin için doğal olarak&lt;br /&gt;sıradanlıktır. Çünkü sizin normaliniz odur. Başkalarına&lt;br /&gt;sıra dışı da gelebilir. Bunu bilemez, anlayamazsınız. Sıra dışı&lt;br /&gt;olmak gibi bir kaygım yok, aksine ben insanın sıradanlığını&lt;br /&gt;içine sindirmeden doğru şeyler üretemeyeceğini düşünürüm.&lt;br /&gt;Söz konusu sıra dışılık doğrudan benimle ilgili değil&lt;br /&gt;de yazdığım metinlerle ilgiliyse o da tartışılır. Elinde cetvel&lt;br /&gt;gönye ile edebiyatı mütemadiyen ölçen biçen insanlar&lt;br /&gt;var. Ölçerler bakarlar, hükmü verirler. Benim kanaatim&lt;br /&gt;mesele edebiyatsa sıra dışılığın tek başına bir değer olmadığıdır.&lt;br /&gt;Çok klasik diyebileceğimiz metinler içinde mükemmel&lt;br /&gt;edebiyat eserleri vardır. Sıra dışı olarak niteleyebileceğimiz&lt;br /&gt;halde hiçbir değer taşımayan metinlere de sık sık rastlarız.&lt;br /&gt;Ben elimden geleni en samimi tonlarda yapmaya çalışıyorum&lt;br /&gt;sadece. Ortaya çıkanlar bunlar… Sıra dışı bulanlara&lt;br /&gt;da, bulmayanlara da eyvallah… Benim bu topa girmemem&lt;br /&gt;en doğrusu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Serçe Parmağı” isimli öykü kitabınızı karpuzlu&lt;br /&gt;kekinize ithaf ettiğinizi okuduğumda, öykülerinizin&lt;br /&gt;damakta karpuzlu kek tadı bıraktığını düşündüm.&lt;br /&gt;Sahi hiç tadılmayan, hiç bilinmeyen, hiç akla gelmeyen&lt;br /&gt;bu tadı damaklarda bırakmayı nasıl başarıyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle düşünüyorsanız bu benim için iyi bir şey elbette,&lt;br /&gt;teşekkür ederim. Ama böyle düşünmeyenler de olacaktır.&lt;br /&gt;Edebiyat zevklerin ve renklerin en çok tartışıldığı alanlardan&lt;br /&gt;biri… Zevkleri ve renkleri, daha genel anlamıyla dünyaları&lt;br /&gt;birbiriyle uyuşan insanlar arasında bu türden bir etkileşim&lt;br /&gt;ortaya çıkıyor. Edebiyat bu anlamda çok geniş, çok mükellef&lt;br /&gt;bir sofra… Herkesin damak tadına uygun bir şeyler var&lt;br /&gt;o sofrada. Yazdıklarımı lezzetli bulanlar olduğunu kadar,&lt;br /&gt;“Sizin yazdıklarınızı bir türlü anlayamıyorum” diyenler de,&lt;br /&gt;“Sizin dünyanıza hiç giremedim” diyenler de olabilir. O sofradan&lt;br /&gt;onlar da kendilerini doyuracak tadı, lezzeti arar bulurlar.&lt;br /&gt;Önemli olan aç kalmamaktır. Herkesin edebiyat sofrasından&lt;br /&gt;bir nasibi, alacağı bir azığı olmalı… Çok sert, çok hoyrat,&lt;br /&gt;yer yer çok kaba saba ilişkilerle dolu bir dünyada yaşıyoruz.&lt;br /&gt;Bunu değiştirebilecek, daha insanî diyebileceğimiz bir&lt;br /&gt;kıvama taşıyabilecek olan şeylerden biri edebiyat… Sözün&lt;br /&gt;gücünü, zenginleştirici, derinleştirici etkisini kaybettik farkında&lt;br /&gt;olmadan. Sözü geri kazanmalıyız. Buradan bakınca&lt;br /&gt;yazma uğraşının kendisini de, bütün dil ve üsluplarıyla edebiyatı&lt;br /&gt;da çok hayati bir ihtiyaç olarak görmek gerekiyor. Her&lt;br /&gt;yazar kendi gönlü genişliği ölçüsünde kendinden bazı tatlar,&lt;br /&gt;lezzetler koyabilmeli o sofraya. Bütün yazarların ve şairlerin&lt;br /&gt;gayreti bunun için biraz da… Benim yapmaya çalıştı32&lt;br /&gt;ğım şey de acizane bu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yine son kitabınızı ele alacak olursak, bunalımlı&lt;br /&gt;anlardan espriler çıkartıyorsunuz ama kitabın genelinde&lt;br /&gt;bir kasvet havası var gibi. Özellikle kitabınızın&lt;br /&gt;son öyküsü “Canan”ı okurken ruhum acıdı diyebilirim.&lt;br /&gt;Öykülerinizi yazarken siz nasıl bir ruh halindesiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Canan”dan başlayalım… Genel anlamda çok kasvetli&lt;br /&gt;ya da karamsar bir öykü değil bana göre “Canan”. Evet insana&lt;br /&gt;dokunan bir yanı var. Ama iyi gelen bir tarafı da var. Her&lt;br /&gt;şeyin sebep-sonuç ilişkileriyle açıklandığı bir dünyada, ısrarla&lt;br /&gt;ve umarsızca aşkı kalbinde taşıyan, bunu hayatı bilen bir&lt;br /&gt;insan var. Bu buzul çağında ne kadar sıcacık bir insanlık bu...&lt;br /&gt;Ben böyle görüyorum o karakteri ve dünyasını… Hepimiz&lt;br /&gt;her şeyden somut bir sonuç bekler hale geldik. Oysa mesela&lt;br /&gt;aşksa konu, bizzat kendisi yaşatamaz mı insanı? Eski zamanlarda&lt;br /&gt;yaşatırdı. Kazanmak için kavuşmak şart mı? Asıl kazanç&lt;br /&gt;kalbini doldurabilmek değil mi? Bomboş kalplerle yaşıyor&lt;br /&gt;bugünün insanı… Sevdiğini söylediği hiçbir şeyi can-ı&lt;br /&gt;gönülden sevmiyor aslında. İnsanların birbirleriyle ilişkilerinde&lt;br /&gt;çok bariz biçimde görünüyor bu. Bize çok elle tutulabilir&lt;br /&gt;bir faydası dokunması gerekiyor bir şeyin ki onu sevebilelim.&lt;br /&gt;Çiçekleriyle konuşan, saatlerce denizi seyreden, badem&lt;br /&gt;ağaçlarının açmasına çocuklar gibi sevinen insanlar çok az&lt;br /&gt;artık. Böyle şeylere vaktimiz yok. Sürekli bir hareketin içinde&lt;br /&gt;olmazsak sıkılıyoruz. Hayatımızda yer açtığımız her şeyin&lt;br /&gt;bizi eğlendirmesi, hayat ve insan hakkında düşünmekten&lt;br /&gt;alıkoyması gerekiyor. Kendimizden de, insan olmaktan da,&lt;br /&gt;insanı düşünmekten de kaçmaya çalışıyoruz. Böyle bir hayata&lt;br /&gt;kodlandık. Hiçbir şey canımızı acıtmasın istiyoruz, içimize&lt;br /&gt;dokunmasın, özümüzü bize hatırlatmasın. Yaşadığımızı nasıl&lt;br /&gt;hissedeceğiz peki? Bir şeyler içimize dokunmalı, insan doğrudan&lt;br /&gt;insan olmakla ilgili o sancıları çekmeli. Ancak böyle&lt;br /&gt;olursa bir kalp sahibi olunur. Ancak böyle olursa bir vicdan,&lt;br /&gt;bir izan, bir sevme iştiyakı oluşur insanda. Etrafa bakıp&lt;br /&gt;“Dünya ne hale geldi” diye söyleniyoruz. Kim emek veriyor&lt;br /&gt;ki hayatına! Kim çekmeyi göze alabiliyor ki insan olmanın&lt;br /&gt;yükünü! Ben bu yalan dolanla yüzleşmemiz gerektiğini&lt;br /&gt;düşünüyorum. Bu tokatları yemeliyiz hepimiz. İnsanlığımızı&lt;br /&gt;başka türlü hatırlama ihtimalimiz yok görünüşe göre. Bugün&lt;br /&gt;yaşanan hayata, bugünün insanlığına itirazı olmayanlara bir&lt;br /&gt;sözüm yok. Ama bir itirazımız varsa, daha hakiki bir hayat ve&lt;br /&gt;insanlık için o itirazımızı canlı tutacaksak canımız acıyacak.&lt;br /&gt;Hakikatin bir bedeli var. Yalanlardan kurtulabilmek o bedelleri&lt;br /&gt;ödemekle mümkün. O çileyi çekmekle… Ben itirazlarımı&lt;br /&gt;yazarak yaşatma derdindeyim. Bunun kasvetli bir tarafı&lt;br /&gt;da var elbette, olmalı da… Eğlenmek, vakit geçirmek, ihtiraslarımızın&lt;br /&gt;elinde oyuncak olmak için gelmedik dünyaya.&lt;br /&gt;Bunun için gönderilmedik. Kendi hakikatimizi aramak,&lt;br /&gt;bunun kalp yükünü taşımak için geldik. Bu sıkıntıya gönüllü&lt;br /&gt;olmak durumundayız. Ama içimizde yaşamaya devam eden,&lt;br /&gt;görünce içimize bir sıcaklık veren ne varsa onları da yaşatmak&lt;br /&gt;zorundayız. Güzelliğimizi kaybedersek hayatiyetimizi de&lt;br /&gt;kaybederiz. Bir şeyleri karşılıksızca sevmek, âlemi güzelleştiren&lt;br /&gt;her şeye hesapsızca hayran olmak bizi de insan yapacaktır.&lt;br /&gt;İnsanlığımızı hissetmemizi sağlayacaktır. İnsanlığımızı&lt;br /&gt;hissettiğimiz sürece, gün gelip “derdim bana derman imiş”&lt;br /&gt;diyenleri anlamak da mümkün olabilecektir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Bizim köklerimiz böyle bir medeniyet toprağına uzanıyor.&lt;br /&gt;Bu bağ epeyce zayıflamış olabilir ama kopmadı hâlâ. Aşk&lt;br /&gt;ile yanan pervaneleri unutmadık daha. Bunları aklımda tutmaya&lt;br /&gt;çalışıyorum yazarken. Bir ruh hali içinde olmaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;Çünkü bir ruh haline sahip olabilmek için çok gayret&lt;br /&gt;gerekiyor bugün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;(devamı TURUNCU Ocak 2011 Sayısında)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hatice ERGİN FERİK&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-7634710553739422279?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/7634710553739422279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/gokhan-ozcan-ile-serce-parmagim.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/7634710553739422279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/7634710553739422279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/gokhan-ozcan-ile-serce-parmagim.html' title='GÖKHAN ÖZCAN İLE SERÇE PARMAĞIM'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-jmUltnH4Zag/TWUwhBuu7TI/AAAAAAAAAG4/54IhUkEAwdY/s72-c/g.%25C3%25B6zcan.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-4599953688741627108</id><published>2011-02-23T07:47:00.000-08:00</published><updated>2011-04-22T16:02:57.837-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>NECLA SAYDAM İLE KADINNEWS ÜZERİNE...</title><content type='html'>Kadınnews sanal ortamda kadınlara yönelik yazılarla dikkat&lt;br /&gt;çeken bir site...Hemen herkes kendinden birşeyler bulabilir&lt;br /&gt;bu sitede...Pek çok köşe kadınların halinden biz anlarız&lt;br /&gt;iddiasıyla okuyucusuyla buluşuyor...Kadınnews ile ilgili&lt;br /&gt;hemen herşey aşağıdaki satırlarda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kadınnews fikri nasıl ortaya çıktı? Amacınız neydi?&lt;br /&gt;Hedef kitleniz kimlerdi?...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necla Saydam : İki açıdan kadınnews fikrini pişirdik ve&lt;br /&gt;ortaya çıkardık.Öncelikle toplumumuzda kadın ve medya ,&lt;br /&gt;kadın ve hayat, kadın ve iş dediğimizde ve son olarak kadın&lt;br /&gt;ve internet dediğimizde belli başlı kalıplar dışında pek bir&lt;br /&gt;seçenek görmüyoruz. Özellikle internet medyası açısından&lt;br /&gt;baktığımızda kadın için düşünülen site ve kategorilerin&lt;br /&gt;sadece moda, kişisel bakım, güzellik ,cinsellik, çocuk gibi&lt;br /&gt;birkaç alanda daraltıldığını görüyoruz. Bizim bu noktada&lt;br /&gt;bir itirazımız vardı. Kadın ve erkek cinsleri açısından farklılık&lt;br /&gt;vardır ama hiyerarşik bir yapılanma yoktur. Birini daha dar&lt;br /&gt;bir alana hapsedip diğerini daha geniş bir alana yayamazsınız.&lt;br /&gt;Halihazırda yayın yapan haber sitelerinde kadın kategorisi&lt;br /&gt;açıp bu kategoriyi üç beş bölümle sınırlandıran zihniyete&lt;br /&gt;karşı bir duruş sergilemek istedik. Politikasıyla, ekonomisiyle,&lt;br /&gt;medyasıyla, kültür-sanatıyla, ailesiyle ve yine kadına&lt;br /&gt;özel bir takım alanlarıyla da geniş içerikli bir yayın yapıyoruz&lt;br /&gt;ve bunu kadınlardan oluşan ekibimizle gerçekleştiriyoruz.&lt;br /&gt;Birinci nedenimiz bu tepkidendi. (Hatta biraz da ironik&lt;br /&gt;bir şekilde ekonomi, spor ve otomobil bölümlerinden oluşan&lt;br /&gt;erkek kategorisi açtık sitede)&lt;br /&gt;İkincisi medya yayınlarına baktığımızda ki genellikle&lt;br /&gt;yayın yönetmenleri ve editörler açısından medya patronları&lt;br /&gt;açısından erkek egemendir. Bu da kadın duyarlılığının kadın&lt;br /&gt;bakış açısının farklılığını, kadın algısının zenginliğini ve duygusallığını&lt;br /&gt;habere yansımasına engel oluyor diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Belki de bu nedenle medyada özellikle haber alanında&lt;br /&gt;birbirinden çok farklı yansıtmalara rastlamıyoruz . Bir&lt;br /&gt;haber portalı hazırlayarak kadın bakışının/algısının farkını&lt;br /&gt;ortaya koymak istedik. Sitemizin sloganına da kadın gözüyle&lt;br /&gt;gündem dedik. Özetle kadın bakış açısının ve kadın cinsinin&lt;br /&gt;haber seçiciliği ve yorumundaki farklılığını da ortaya koymak&lt;br /&gt;amacıyla ‘kadınnews’ dedik sitemizin adına.Hedef kitlemize&lt;br /&gt;gelince öncelikle isminden dolayı ziyaretçi profilinde&lt;br /&gt;kadınların başta geleceğini düşünüyorduk. Nitekim öyle&lt;br /&gt;de oldu. Ancak şu anda memnuniyetle görüyoruz ki kadın&lt;br /&gt;erkek okuyucularımız var. Eğitim ve kültür seviyesi açısından&lt;br /&gt;da oldukça yüksek bir ziyaretçi kitlemiz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Neden kadınnews?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu isme dair çok eleştiri de aldık çok takdir de&lt;br /&gt;edildik. Bir seçim yaptığınızda mutlaka onaylayan da onaylamayan&lt;br /&gt;da oluyor. Kadınnews dememizin birinci sebebi&lt;br /&gt;kadın bakış açısının habere yansımasına, haber sunumdaki&lt;br /&gt;farkını anlatmak için az ve öz bir tanımlamaya ihtiyacımız&lt;br /&gt;vardı. Aslında ses vurgusu bana çok anlamlı gelmemesine&lt;br /&gt;rağmen isimde ilk etapta kendimizi tanımlamak, anlatmak&lt;br /&gt;için kadın vurgusunu yapmamız gerekiyordu. “News”e&lt;br /&gt;gelince, zaten en çok bu konuda eleştiri alıyoruz, “neden&lt;br /&gt;İngilizce?” diye. Öncelikle bunun teknik bir sebebi var.&lt;br /&gt;İnternetten “kadın ve haber”le ilgili isim satın almak istediğinizde&lt;br /&gt;maalesef bu isimlerin boşta olmadığını gördük , hepsi&lt;br /&gt;satın alınmış. Ayrıca bizim hedeflerimiz arasında uluslar arası&lt;br /&gt;yayın yapmak da var biraz da o yüzden “kadınnews” oldu.&lt;br /&gt;Uluslararası ortak bir dili olsun istedik. Hem politik hem de&lt;br /&gt;toplumsal açılardan bir çok anlamı da ifade ediyor.Proje aşamasında&lt;br /&gt;arkadaşlarımızla oturduk düşündük, hem yaptığı&lt;br /&gt;çağrışım açısından hem uzun vadedeki hedeflerimiz açısından&lt;br /&gt;bu ismi seçtik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nasıl tepkiler geliyor size amaçladığınız hedefe&lt;br /&gt;ulaştığınızı düşünüyor musunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce tersten başlayayım; hedeflerimize planladığımızdan&lt;br /&gt;daha hızlı ulaşmaya başladığımızı düşünüyorum. En&lt;br /&gt;azından istatistiklerimiz bunu gösteriyor. Tabii ki uzun vadeli&lt;br /&gt;hedeflerimiz açısından çok yol almamız gerekiyor.&lt;br /&gt;Nasıl tepkiler geliyor sorusuna gelince; Hem olumlu&lt;br /&gt;hem olumsuz tepkiler geliyor. İlk başta ismimize tepkiler alıyoruz.&lt;br /&gt;Neden İngilizce kelimesi var neden kadın vurgusu&lt;br /&gt;var gibi. Ama sitenin genel yayın politikası genel yayın çizgisi&lt;br /&gt;açısından olumsuz değil tam tersine teşvik edici, motive&lt;br /&gt;edici tepkiler alıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gelen tepkiler arasında ilginç bulduğunuz, komik&lt;br /&gt;tepkilerde var mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim aklıma ilk gelen; referandum sürecinde yayın çizgimizden&lt;br /&gt;dolayı, yayın çizgimizi onaylamayan bazı okuyucularımızdan&lt;br /&gt;biraz aba altından sopa gösteren, biraz küfürlü&lt;br /&gt;mailler aldık. Bazen karışıklıklar da oluyor. Mesela Ebru&lt;br /&gt;Şallı’nın kremini yazıyorsunuz arayıp satın almak istediklerini&lt;br /&gt;söylüyorlar. İnternette dolaşan kadınlarımızın biraz daha&lt;br /&gt;algılarının değişmesine ihtiyaç var. Bize en çok geri dönüşüm&lt;br /&gt;bu konularda oluyor. Ne zaman bir kozmetik haberi&lt;br /&gt;koysak, bunun bir haber olduğunu unutup bizim o kozmetiğin&lt;br /&gt;pazarlayıcısı olduğumuzu sanıp bizden o kozmetiği&lt;br /&gt;istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Site sahibi bir kadın olmak sizi ve hayatınızı nasıl&lt;br /&gt;etkiliyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Site sahibi bir kadın olmak değil de evi dışında bir işi&lt;br /&gt;daha olan bir kadın olmak biraz daha yorucu oluyor. Biraz&lt;br /&gt;daha ailemizin, çocuklarımızın vakitlerinden çalıyoruz. Biz&lt;br /&gt;bunu mümkün olduğunca (ki bizim kadromuz kadınlardan&lt;br /&gt;oluşuyor ) aramızdaki dayanışmayla hafifletmeye çalışıyoruz.&lt;br /&gt;Karşılıklı olarak günlük rutin işlerimizin arasında görev&lt;br /&gt;paylaşımı yapıyoruz. Evimize ve ailemize zaman ayırmamız&lt;br /&gt;gerektiğinde -kadın kadının halinden anlar düsturuyla-&lt;br /&gt;diğer editör imdada yetişiyor. Paslaşarak dayanışıyoruz.&lt;br /&gt;Ama gerçekten yorucu tarafı çok var. Dışarıdan bakıldığında&lt;br /&gt;sonuçta internetin başında oturuyorsunuz maksimum&lt;br /&gt;ne olabilir ki gibi gelse de oldukça zaman alıcı ve zihinsel&lt;br /&gt;anlamda yorucu bir iş bu. Bazen saatlerce, 6-7 saat aralıksız&lt;br /&gt;bilgisayarın başında olduğumuz oluyor. Bel fıtığı oldum bu&lt;br /&gt;süreç içerisinde.&lt;br /&gt;Bunları tolere eden şey ise bir değer ürettiğinizi görmek.&lt;br /&gt;Ve Karşıdan bir geri bildirim geldiğinde bu bizim için bütün&lt;br /&gt;rahatsızlıklarımızı giderici bir ilaç gibi oluyor. O yüzden&lt;br /&gt;ciddi bir efor istemesine ve maddi bir getirisi de olmamasına&lt;br /&gt;rağmen arkadaşlarım ve ben özveriyle çalışıyoruz. Ama&lt;br /&gt;her şeye rağmen büyük bir şevkle her gün yeni bir gündemi&lt;br /&gt;oluşturuyoruz. Bu arada site editörlerimiz Mukadder&lt;br /&gt;Bahadır, Fatma Aykaç özellikle her ikisi de benim sitede her&lt;br /&gt;işimde imdadıma yetişen editörlerim ve her ikisi de aynı&lt;br /&gt;zamanda anne aynı zamanda ev sorumluluklarını bizzat&lt;br /&gt;yapan hanımlar. Belki bu açıdan da irdelenmesi gerekiyor&lt;br /&gt;bu çalışma içersinde. Kadınlarımız yeter ki istesinler, yeter ki&lt;br /&gt;fırsat verilsin çok fazla şeyler üretmeye muktedirler bütün&lt;br /&gt;zorluklara rağmen… Bir parantez açıp şunu da vurgulamak&lt;br /&gt;istiyorum; her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır&lt;br /&gt;denir ama başarılı kadın dediğimizde bu kendisine köstek&lt;br /&gt;olmayan bir erkek sayesinde olmuştur aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yani her başarılı kadının arkasında kendisine köstek&lt;br /&gt;olmayan bir erkek vardır da diyebiliriz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten, kendi şartlarımız içersinde deyim yerindeyse&lt;br /&gt;“zaman yaratıp” bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Sitede her&lt;br /&gt;gün haber güncelleme dışında yazarlarımızla diyaloglarımız,&lt;br /&gt;toplantılarımız oluyor. En son Ramazan da bir toplantımız,&lt;br /&gt;iftar yemeğimiz oldu yazarlarımızla. Bunları da editör&lt;br /&gt;arkadaşlarımın yardım ve desteğiyle yapabiliyoruz. Bu sitedeki&lt;br /&gt;ekip çalışmasında kadınlar arasındaki dayanışmayı da&lt;br /&gt;gördüm özellikle editörlerimizin yanı sıra, kadın yazarlarımız&lt;br /&gt;şevkle yazılarını yazıyor ve sizin için ne yapabiliriz diye soruyorlar.&lt;br /&gt;Bu dayanışma beni gerçekten çok duygulandırıyor …&lt;br /&gt;Bir çok yerde yazan yazarlarımız var bunu yanında bu&lt;br /&gt;sitede yazmaya başlayan ve bu sitede yazarak yazarlığını&lt;br /&gt;keşfeden ve geliştiren arkadaşlarımız da var. Çeşitli meslek&lt;br /&gt;gruplarından kadınlarımız var. 26 köşe yazarımızın 23 tanesi&lt;br /&gt;kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mukadder Hanım sizden de sitedeki kategorilerle&lt;br /&gt;ilgili bilgi alalım. İlginç kategoriler gözüme çarptı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mukadder Bahadır : Kategorilerimiz içerisinde diğer&lt;br /&gt;haber sitelerinde yer alan politika, medya, eğitim, araştırma,&lt;br /&gt;edebiyat gibi kategorilerin yanı sıra bize özel kategorilerimiz&lt;br /&gt;de var. Yani bir kadın haber sitesinde, sadece kadın&lt;br /&gt;özelinde neler olabilir dediğinizde bulabileceğiniz bazı kategoriler&lt;br /&gt;var. Mesela; annelik halleri, kadının yalın hali bunlar&lt;br /&gt;arasında. Ayrıca çok ilgi çeken bir köşemiz daha var;&lt;br /&gt;e-danışma köşesi. Bu köşede Danışman Psikolog Rukiye&lt;br /&gt;Karaköse e-danışanların sorunlarına çözüm önerileri sunuyor.&lt;br /&gt;Gerçekten farklı konularla farklı kesimlerden ve ağırlıklı&lt;br /&gt;olarak da bayan okuyucularımızdan çeşitli sorular geliyor. Bu&lt;br /&gt;sorulara çözüm önerilerini; bilgisi, tecrübesi ve sağduyusuyla&lt;br /&gt;büyük bir olgunlukla sunuyor danışmanımız. Bu köşemize&lt;br /&gt;her geçen gün ilgi artmakta ve danışanlar çoğalmakta. .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Site iletişim bilgileri;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;www.kadinnews.com&lt;br /&gt;bilgi@kadinnews.com&lt;br /&gt;editor@kadinnews.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sümeyye Kavuncu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-4599953688741627108?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/4599953688741627108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/necla-saydam-ile-kadinnews-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4599953688741627108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4599953688741627108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/necla-saydam-ile-kadinnews-uzerine.html' title='NECLA SAYDAM İLE KADINNEWS ÜZERİNE...'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-5995292276580925274</id><published>2011-02-23T07:44:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T07:45:41.918-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genel yayın yönetmeni&apos;nden'/><title type='text'>GENEL YAYIN YÖNETMENİNDEN...</title><content type='html'>Baki muhabbet…&lt;br /&gt;İki gözüm. Can özüm. Alın yazım. Kara kaşım. Seyrelmiş kirpiğim. Delinmiş ciğerim…&lt;br /&gt;İçim dışım. Yarım. Bütünüm. Yorgunluğum. Uslanmazlığım. Kader arkadaşım. Yazgısına&lt;br /&gt;yazıldığım. Elinden tuttuğum. Karlı gecelerim. Gün doğmaz günlerim. Kilitli iğnem.&lt;br /&gt;Annemin tavus kuşlu aynası…Elimin kınası. Gönlümün ortağı…&lt;br /&gt;Derler ki aramıza ayrılık girmiş.&lt;br /&gt;Derler ki yollarımızı, ev barkımızı, düşlerimizi, bugünümüzü ve dahi yarınımızı, en&lt;br /&gt;mühimi de kalbimizi ayırmalıymışız. Hatta ayırmışız bile.&lt;br /&gt;Derler ki kedinin gece gibi olanı dolanırmış aramızda.&lt;br /&gt;Derler ki duvarların en muhkemini aramıza örmüşler.&lt;br /&gt;Bu ülkenin kaderine birlikte yazıldığımız ve yazdığımız hakikati artık külliyen&lt;br /&gt;yalanmış.&lt;br /&gt;Dünyanın yükünü sırtımızda taşırken birbirimizin belini ovaladığımız o yorgunluk&lt;br /&gt;günleri, aynı türkülerde sevdalık çekmelerimiz, aynı rüyalara yatmalarımız&lt;br /&gt;artık mümkünsüzmüş…&lt;br /&gt;Derler ki. Aramıza ayrılık girmiş…&lt;br /&gt;Birbirimizi istemezmişiz…&lt;br /&gt;Derler de biz ne deriz…&lt;br /&gt;Müsaade olursa söyleyivereyim mi?&lt;br /&gt;Gökdelenlerden, plazalardan, kocaman memleket laflarından, herkese&lt;br /&gt;çeki düzen, bir de nizam verenlerden ayrılıp da biz ne deriz…&lt;br /&gt;Merak eden varsa deyivereyim mi?&lt;br /&gt;Kısa tutarsak sözü. Özünü söylersek. Mesele şu. Hani hülasası…&lt;br /&gt;Kim demişse yalan demiş…&lt;br /&gt;Yukarlardaki ahkam kesenler, herkese nizamat vermeye kalkanlar, hizaya&lt;br /&gt;çekenler dışında…&lt;br /&gt;Hani şu aramıza nifak sokma meselesi bizim buralarda pek can yakar...&lt;br /&gt;Can özüm kimi kimden ayırırlar. Kimi kiminle bölüp çıkarırlar…Ah&lt;br /&gt;bedenim…Kalbimin yarısı. Elimin kınası…&lt;br /&gt;Daha birkaç ay önce bir kızımızı Kürt bir aileye gelin verdik…&lt;br /&gt;Kaynanayla bozuk Türkçeyle bir muhabbet bir muhabbet. Sardırdık&lt;br /&gt;anlayacağın…&lt;br /&gt;Akrabaların Türkünü Kürtünden, Kürtünü de Türkünden ayırmaya kalksak,&lt;br /&gt;akraba kalkmayacak a ciğerparem. Anayı babayı ayırsak, türkürt, kürtürk&lt;br /&gt;olan evlatları ne yana koyacağız ki…&lt;br /&gt;Ve dahi komşuları ayırsak kapısını çalacak, iki lafın belini kıracak, bir kahve&lt;br /&gt;içimi dertleşecek komşu kalmayacak…&lt;br /&gt;Demem odur ki…&lt;br /&gt;Gönül gözlüm, şiir sözlüm, suskunluğum, hicranım…&lt;br /&gt;Derdimiz bir değil bin…İçimiz dışımız yara bere. Başımız dertli dolap…&lt;br /&gt;Ne birbirimizden geçmişliğimiz laflarını kaldırabilmekte bu bünye…Ne de&lt;br /&gt;ayrılık lafını. Ciğerim delinir…Kötürüm kedilere dönerim…Islak.&lt;br /&gt;Bil ki başımızda dönen kara bulutlu kara rüzgarlar içimde en ufağından bir senden&lt;br /&gt;vazgeçme hissesini düşürmez gönlüme. Gönlüm sensin. Daha ne diyeyim…&lt;br /&gt;İçimiz dışımız muhabbet…İçimiz dışımız muhabbet…Baki muhabbet…&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Halise Çiftci&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-5995292276580925274?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/5995292276580925274/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/genel-yayin-yonetmeninden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5995292276580925274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5995292276580925274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2011/02/genel-yayin-yonetmeninden.html' title='GENEL YAYIN YÖNETMENİNDEN...'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-8143734718547696706</id><published>2010-05-31T08:14:00.000-07:00</published><updated>2010-05-31T08:20:16.185-07:00</updated><title type='text'>“VURULDUK EY HALKIM”</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Filistin’ gitmek için içinde kadınların, çocukların, yaşlı insanların da bulunduğu İnsani Yardım Gemisi’ne 31 Mayıs 2010 tarihinde ateş açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam kırk yıldır saldırılar, sözde güvenlik önlemleri, ekonomik ambargolar, iç ve dış tehditler arasında yaşayan Filistinliler önce karanlığa gömüldü. Ülkedeki yaşam standardı yoksulluk sınırından açlık sınırına indi. Ardından Gazze, İsrail’in yarı açık cezaevi haline getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barışın kapılarını tüm dünyaya kapatan İsrail, şimdi de 546 yolcu ve 29 mürettebattan oluşan; bir yaşındaki çocuğun, seksen yaşındaki amcanın, her şeyini geride bırakıp da yola çıkmış bir kadının, dünyanın merhametsizlikten kuruyacağı korkusuyla ‘o gemiye binip’ yola çıkan iyi adamların gemisini vurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaralıları kelepçelerle sedyelere bağladı… Ölenlerin ve hayatta kalanların adları sır gibi saklandı… Yanlarında ‘çakı’ bile bulundurmayan insanlara, bombalar ve silahlarla saldıran İsrail yalnızca uluslar arası hukuk kurallarını ve savaş etiğini değil; aynı zamanda dünya vicdanının sorumluluğunu kalbinde taşıyan bir halkı görmezden geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylık Kadın Dergisi Turuncu olarak; Filistin için, Gazze için, İnsani Yardım Gemisi için söyleyecek sözümüz var diyoruz. Hangi görüşten, inanıştan, kültürden, kimlikten olursa olsun; gemide bulunan insanların yaşama ve Gazze’ye yardım götürme hakkının tüm ideolojilerden üstün tutuyor; “Filistin davası bir grubun, cemaatin, topluluğun değil dünyanın ayaklarına batırılmış bir nasırdır diyoruz”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün Nuh’un Gemi’sinden, İnsani Yardım Gemisine bir yol haritasının çıktığına inanıyor, yeryüzünün ancak hakikati gören gözlerle aydınlığa çıkacağına biliyor… Dünya merhameti hizaya çekildiğine ve bir halkın vurulduğuna şahit oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptıklarından dolayı İsrail’in protesto ediyor, ölenlere rahmet, yaralılara şifa, vefat edenlerin ailelerine sabır diliyor… Türkiye’nin ve dünyanın yaşananlar karşısında hiçbir şey hissetmeyecek kadar ayaklarının nasırlaşmadığını biliyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazze Şeridinde merhamet ve adalet için küresel dünyanın Allah’a müttefik olma vakti geldiğine inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazze’ye yalnızca merhamet taşıyanların merhametsizce vurulmasına şahit oluyor, sizleri de “Ben Şahidim” demeye davet ediyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;AYLIK KADIN DERGİSİ TURUNCU BASIN BİLDİRİSİ&lt;br /&gt;31 Mayıs 2010&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Destek mesajlarınız ve imza için: turuncudergisi@gmail.com&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-8143734718547696706?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/8143734718547696706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/05/vurulduk-ey-halkim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/8143734718547696706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/8143734718547696706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/05/vurulduk-ey-halkim.html' title='“VURULDUK EY HALKIM”'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-3351944931450825335</id><published>2010-03-03T10:30:00.000-08:00</published><updated>2010-03-03T10:38:30.304-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu sinema'/><title type='text'>SEZONUN SÜPRİZ FİLMİ "EŞREFPAŞALILAR"</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S46sdMiFrFI/AAAAAAAAAGQ/EXii3z-O0pQ/s1600-h/e%C5%9Frefpa%C5%9Fa%C4%B1+2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 143px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S46sdMiFrFI/AAAAAAAAAGQ/EXii3z-O0pQ/s200/e%C5%9Frefpa%C5%9Fa%C4%B1+2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444478617117895762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S46sRVS6MHI/AAAAAAAAAGI/IPPqqRYCR08/s1600-h/e%C5%9Frefpa%C5%9Fal%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 142px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S46sRVS6MHI/AAAAAAAAAGI/IPPqqRYCR08/s200/e%C5%9Frefpa%C5%9Fal%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444478413311717490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'Eşrefpaşalılar' tiyatrodan sonra sinema seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. 'Kulak kesiyorlardı, kulak kesildiler' ile ünlenen ve adını İzmir'in Eşrefpaşa semtindeki bir gruptan alan tiyatro eseri, 5 Mart’ta sinema filmi olarak izleyicisinin karşısına çıkacak.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir Eşrefpaşa’dan gelip İstanbul’a yerleşmiş iki dosttan biri olan Tayyar (Hüseyin Soysalan), güç ve iktidar tutkusu ile büyük bir mafya lideri olurken; Davut (Turgay Tanülkü), küçük mahallesinde namusuyla kahvesini işletmektedir. İkisi de aynı kadını sevmiştir fakat Madam Eleni (Sermin Hürmeriç) Davut’u sevmesine rağmen Tayyar ile evlenmek zorunda kalmıştır. Bir de kızı Duygu (Deniz Özpınar) dünyaya gelir. Fakat Tayyar, Madam’ın gönlünün Davut’ta olduğunu bildiğinden bunu sindiremeyip kızı ile birlikte Madam’ı ortada bırakır. Tayyar bir şekilde intikam alacaktır ve bunu Davut’un evlatlığı Nusret’i (Burak Tarık) kendi yoluna çekerek yapacaktır. Mahalle kabadayısı Nusret ise bir tarafta sevdiği kız, sevdiği insanlar; diğer tarafta ise para ve saltanat arasında kalır. Bu iki dünya arasında bocalarken mahallenin metruk camisine bir Hoca (Sinan Taymin Albayrak) tayin olur ve olayların seyri değişmeye başlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tiyatro’dan beyazperdeye bir başarı öyküsü…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANSE Sanatevi, 3 yıl boyunca 400 bin kişiye ulaştığı Eşrefpaşalılar isimli oyunu beyazperdeye taşıdı. Film, komedi türünde çok önemli bir model teşkil ediyor. “Türk sinemasına gitmem Tv de gösterirse izlerim” anlayışını değiştirmeye yönelik önemli bir adım atıyor Eşrefpaşalılar…Küfür ve argodan uzak mizah anlayışı ile daha önce tiyatroda ulaştıkları başarıya, sinema perdesinde de ulaşacaklarına tüm ekip yürekten inanıyor.. Filmin hedefi ise her aileden en az 3 kişi! Yani Eşrefpaşalılar ailelerin çocuklarıyla rahatça gidip eğlenebileceği bir film olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapımcılığını M.Yusuf Kulaksız’ın üstlendiği, senaryosunu Burak Tarık’ın yazdığı Eşrefpaşalılar filminin yönetmeni Hüdaverdi Yavuz. Filmde sinema ve tiyatro dünyasından çok sayıda isim oynuyor. Sinan Taymin Albayrak, Turgay Tanülkü, Burak Tarık, Hüseyin Soysalan, Sermin Hürmeriç, Deniz Özpınar, Savaş Bayındır, Ali Yaylı, Serkan Öztürk, Ömer Pekin, Sibel Öztürk, Fırat Paşayiğit ve Vural Arısoy filmin kadrosunda yer alan isimler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin Görüntü Yönetmenliğini Rico, Sanat Yönetmenliğini Ege Dora, müziklerini ise ünlü müzisyen Yücel Arzen yaptı. Post Prodüksiyonu DigiFlame’de gerçekleşen filmin dağıtımını ise Medyavizyon yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100 kopya ile tüm Türkiye’de sinema salonlarında olacak filmin biletleri MyBilet satış kanallarında ve web sayfasından online olarak satılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1993 yılından bugüne yaklaşık 18 dizi ve tv filmine imza atmış olan yönetmen Hüdaverdi Yavuz, Şehnaz Tango, Büyük Buluşma, Yusuf Yüzlü gibi dizilerin de yönetmenliğini yapmış. Kendine has görselliğiyle dikkat çeken Eşrefpaşalılar filmi hem gişede, hem de eleştirel anlamda başarıyı fazlasıyla hak ediyor diyen yönetmen Yavuz, “Eşrefpaşalılar tiyatro kariyerinden sonra beyazperde de kariyer yapacak. Açılış jeneriğinden başlayarak finaline değin ilgiyle ve gülümsemeyle izlenecek bir film Eşrepaşalılar… Sezonun süpriziyiz!” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemanın edebiyatla yakınlaşmasında her zaman karşımıza çıkan asıl metinle senaryo arasındaki farklılıklara alışkın seyircinin, tiyatrodan sinemaya geçen Eşrefpaşalılar’a nasıl bir tepki vereceği merakla beklenirken, internet arama motorlarında filmin fragmanları tıklanma rekoru kırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FİLMDEN NOTLAR:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin çekimlerinin tamamı  İstanbul’da gerçekleşti. Çekimler 2 Aralık’ta  başladı ve 4 hafta sürdü. Çekimde kullanılan ana mekanlar; Balat, Eyüp, Ayvansaray’dı. Özellikle Balat ve Eyüp’ün caddeleri, sokakları, kahvehanesi ve evleri kullanıldı. Eyüp’deki Zal Mahmutpaşa Külliyesi, Aksaray’ın gece kulüpleri, Bağdat Caddesi Nispet Bar, Cankurtaran’daki Metruk binalar ve meyhane kullanılan diğer mekanlardı. Filmde 512 yardımcı oyuncu kullanıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film boyunca 3 kez yağmurlama sistemi kullanıldı.  Yağmurlama sahneleri boyunca 66 ton su tüketildi. Filmde yer alan Zeybek ve Kabadayı kapışma sahnesi için oyuncular koreograflarla özel olarak çalıştı. Son sahnelerin çekimleri ise 30 saat sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Gaye ERGEZEN&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-3351944931450825335?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/3351944931450825335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/sezonun-supriz-filmi-esrefpasalilar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/3351944931450825335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/3351944931450825335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/sezonun-supriz-filmi-esrefpasalilar.html' title='SEZONUN SÜPRİZ FİLMİ &quot;EŞREFPAŞALILAR&quot;'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S46sdMiFrFI/AAAAAAAAAGQ/EXii3z-O0pQ/s72-c/e%C5%9Frefpa%C5%9Fa%C4%B1+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-8758803149093029320</id><published>2010-03-02T10:59:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T11:02:39.524-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basında turuncu'/><title type='text'>AYLIK KADIN DERGİSİ TURUNCU 82. SAYISI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41gpS7y8DI/AAAAAAAAAGA/Zrrd8-9TgFU/s1600-h/SCAN0051.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 145px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41gpS7y8DI/AAAAAAAAAGA/Zrrd8-9TgFU/s200/SCAN0051.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444113787134341170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aylık Kadın Dergisi TURUNCU 82. Sayısında tersine çevrilmiş dünya denklemlerini ve yılkı atı yalnızlığını bahara çeyrek kala değiştirmek için; gönül kırgınlıklarını, bir türlü mutlu olamayan ama mutsuzluğu da kendine kabul ettiremeyen "Sözde Mutlululuk" hallerini anlatmak için çıktı yola.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel Yayın Yönetmeni Halise Çiftçi, "Dünyaya Eyvallahı Olmayanlardan" bashederek araladı dosya konularını ve geçmiş zamanlardan kalanları elemenin yorgunluğunu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merve Çetinel "Ve mutluluk bir kibrit çöpü" diyerek, mutluluğun resmini çizdi... Zeynep Zelan "Filistinde Kanarya Olmak" diyerek, kekeme küçük bir çocukla kanarya arasındaki narin diyalogları anlattı. Gaye Ergezen "Eşrefpaşalılar" filmi vizyona girmek üzereyken, kamera arkasından seslendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümmügülsüm Tat, Türkiye'de çinlilerden sonra en çok birbirine benzetilen ve hep birbirine benzemekle/benzememekle suçlanan başörtülü genç kızlara "Nasılsınız" diye sordu. Figen Koç, "Kırgınım İşte" dedi. Serpil Doğan "Talha (r.a) ''ı anlattı. Safiye Gölbaşı "Yaralı Kuş ile Şifa Meleği"ni dünyanın çok uzağında bir perdeden konuşturdu. Fatma Balcı Yürür İstanbul'daki karı anlattı. Hale Serte incinmenin renginden, morun sessizliğinden başladı yazmaya. Gündeme Kadın Yorumlarında Ümmügülsüm Tat "Türkiye'de Herkes Bir yılkı Atı" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuğba Köksal "Yine de Kervan yürür" diyerek, Türkiye'nin kemikleşmiş kamulsa alan terapilerini ve onların sonucunu araştırdı. Zehra Bayraktar 6 aylık kız çocuklarına yakılan kız kınasını anlattı. Vildan Özcan mutluluk umutlarından bahsetti. Hümeyra Tekelioğlu Keleş ve Tuğba Köksal TMK mağduru çocuklar için "Çocuk Hakları İzleme Komites Kurucusu"Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl'ün görüşlerini aldı. Hacer Ünsal Gündüz Mutluluğun Yazısını yazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümmü Elif "Aşkın Elif Hâli"ni, Elif Ayla "Buna-ya-mayan Gönlün Hali Pürmelâli"ni anlattı. Sinema, yemek, kitap... Hepsi birbirinin arkasına sıralanmış sayfalardaydı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ayrıca, Ali Murat Güven, Nurdal Durmuş, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Leyla İpekçi, Ayşe Olgun, Murat Menteş, Özcan Yüksek, Prof. Dr. Bülent Aras mutluluk hakkındaki görüşlerini Turuncu'ya anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de kırk kadının bıkmadan, yorulmadan, umutsuzluğa kapılmadan çıkardığı alanında ilk ve tek dergiydi TURUNCU.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turuncu; çöp arabalarından, dünyaya eyvallahı olmayanlardan, gece çöken hüzünden, Kuran Ayetlerinden, filmin ağlanacak yerinden, siyasetin ve gündemin merkezinden yine bize bakmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm NT mağazalarından TURUNCU dergisini isteyebilirsiniz.&lt;br /&gt;(312) 419 75 42-43&lt;br /&gt;turuncudergisi@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-8758803149093029320?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/8758803149093029320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/aylik-kadin-dergisi-turuncu-82-sayisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/8758803149093029320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/8758803149093029320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/aylik-kadin-dergisi-turuncu-82-sayisi.html' title='AYLIK KADIN DERGİSİ TURUNCU 82. SAYISI'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41gpS7y8DI/AAAAAAAAAGA/Zrrd8-9TgFU/s72-c/SCAN0051.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-4199583192477144083</id><published>2010-03-02T10:45:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T11:04:14.356-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu yemek'/><title type='text'>AFİYET, BAL ŞEKER</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41f-rXgWyI/AAAAAAAAAF4/vVf92evgV-U/s1600-h/yemek.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41f-rXgWyI/AAAAAAAAAF4/vVf92evgV-U/s200/yemek.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444113054958639906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41fpppSwHI/AAAAAAAAAFw/T03g5MhmhxI/s1600-h/yemek+2.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41fpppSwHI/AAAAAAAAAFw/T03g5MhmhxI/s200/yemek+2.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444112693719122034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zindelik ve enerji verici özellikte ki salatalarımız sağlıklı mönüler oluşturmanız için güzel seçenekler olacak ve sofralarınıza farklı lezzetler katacaktır… Ayrıca çay saatlerinin vazgeçilmezi kurabiye, kek ve böreğimizde var… Afiyet, bal, şeker olsun… &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BUĞDAY SALATASI:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Malzemeler:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;2,5 Su bardağı haşlanmış buğday &lt;br /&gt;1 Su bardağı haşlanmış mısır &lt;br /&gt;3 Adet domates &lt;br /&gt;2 Adet dolmalık kırmızı biber &lt;br /&gt;Yarım demet maydanoz &lt;br /&gt;Yarım demet taze soğan &lt;br /&gt;Yarım demet dereotu &lt;br /&gt;Yarım demet nane&lt;br /&gt;2 Adet patlıcan &lt;br /&gt;1 kahve fincanı zeytinyağı&lt;br /&gt;1 Adet limon &lt;br /&gt;Tuz &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yapılışı:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tuzlu suda haşladığınız buğdayın suyunu süzüp soğumaya bırakın. Patlıcanları soyup zar büyüklüğünde doğrayıp kızartın. Biber ve domatesleri küçük küçük doğrayın. Maydanoz, nane, taze soğan ve dereotunu incecik kıyın. Haşlanmış mısırı da hazırlayın. Büyük bir kabın içerisine hazırladığınız bütün malzemeleri aktarın. Tuzunu, yağını ve limonunu ayarlayıp tüm malzemeyi karıştırın. Servis tabağına alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HAVUÇ GÜZELLEME&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Malzemeler:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;5 Adet havuç&lt;br /&gt;1 Çay bardağı su&lt;br /&gt;2 Adet kuru soğan&lt;br /&gt;5-6 Adet mantar&lt;br /&gt;2 Çorba kaşığı haşlanmış mısır&lt;br /&gt;Yarım çay bardağı zeytinyağı&lt;br /&gt;1 Adet limon&lt;br /&gt;2 Adet kesme şeker&lt;br /&gt;1 Demet dereotu&lt;br /&gt;Tuz, karabiber&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yapılışı:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Havuçları dilimleyip tencereye alın. Bir çay bardağı suyu ilave edip kısık ateşte on dakika pişirin. Havuçları servis tabağına alın. Üzerine iki çorba kaşığı yağı gezdirin. Soğanları piyazlık doğrayın. Teflon bir tava içerisinde iki çorba kaşığı yağ ile birkaç kez çevirip pembeleşmesini sağlayın. Mısırları, mantarları, şekeri, limon suyunu ve tuzu da ilave edin. Kısık ateşte beş dakika pişirin. Ateşten alıp karabiberi ilave edin. Havuçların üzerine dökün. . Kıydığınız dereotunu serpiştirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;PEYNİRLİ BÖREK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Malzemeler:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;200 Gr. margarin&lt;br /&gt;1 Su bardağı su&lt;br /&gt;3 Çorba kaşığı yoğurt&lt;br /&gt;3 çorba kaşığı sıvıyağ&lt;br /&gt;1,5 Çay kaşığı tuz&lt;br /&gt;5–6 Damla limon suyu&lt;br /&gt;4,5 Su bardağı civarında un&lt;br /&gt;İç malzemesi için:&lt;br /&gt;1 Kâse ezilmiş beyaz peynir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yapılışı:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Unu bir kabın içerisine alıp ortasını açın. Malzemelerin hepsini ilave ederek yoğurun. Bir saat dinlendirdikten sonra merdane ile üç cm. kalınlığında açarak 1o cm. eninde kareler kesin. Her karenin ortasına bir parça peynir koyun. Yapışması için yumurta sürüp kenarlarını çapraz birleştirin. Diğer iki ucunu da üst kısma kıvırıp böreği ters çevirerek yağlanmış tepsiye dizin. Üzerine yumurta sarısı sürüp 180 derece ısıttığınız fırında kızartın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KAKAOLU KURABİYE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Malzemeler:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;1 Paket margarin&lt;br /&gt;2 Su bardağı un (yaklaşık)&lt;br /&gt;1 Su bardağı fındık içi &lt;br /&gt;2 Çay bardağı pudra şekeri&lt;br /&gt;2 Çorba kaşığı kakao&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yapılışı:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Oda ısısında beklettiğiniz margarini unla birlikte yoğurun. Üzerine iri dövülmüş fındığı, kakaoyu ve pudra şekerini ilave edip yoğurmaya devam edin. Hamurdan misket büyüklüğünde minik parçalar alarak yuvarlayın. Tepsiye dizdiğiniz kurabiyeleri 180 derece de kızartın. Fırından çıkarınca üzerine bolca pudra şekeri dökün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TUZLU KEK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Malzemeler:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;4 Adet yumurta&lt;br /&gt;1 Su bardağı sıvıyağ&lt;br /&gt;Yarım su bardağı beyaz peynir&lt;br /&gt;Yarım su bardağı kaşar peyniri rendesi&lt;br /&gt;Yarım demet maydanoz&lt;br /&gt;Yarım demet dereotu&lt;br /&gt;5-6 Dal nane&lt;br /&gt;Yarım su bardağı çekirdeksiz zeytin&lt;br /&gt;3 Su bardağı un&lt;br /&gt;1 Paket kabartma tozu&lt;br /&gt;Yarım limonun suyu&lt;br /&gt;Tuz, karabiber&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yapılışı:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Yumurtaları çırpın. Dereotunu, maydanozu ve naneyi incecik doğrayın. Peyniri ezin. Uygun bir kap içerisinde bütün malzemeleri karıştırın. Yağlayıp unladığınız fırın tepsisine bu malzemeyi döküp yayın. Önceden ısıtılmış fırında pişirin. Ilık servis yapın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Rabia YILDIRIM&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-4199583192477144083?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/4199583192477144083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/zindelik-ve-enerji-verici-ozellikte-ki.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4199583192477144083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4199583192477144083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/zindelik-ve-enerji-verici-ozellikte-ki.html' title='AFİYET, BAL ŞEKER'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41f-rXgWyI/AAAAAAAAAF4/vVf92evgV-U/s72-c/yemek.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-8081481496294112660</id><published>2010-03-02T10:31:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T10:45:21.374-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündeme kadın yorumları'/><title type='text'>TÜRKİYE'DE HERKES BİR YILKI ATI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41cqDNkqBI/AAAAAAAAAFo/aCmqlwFZCYE/s1600-h/SCAN0054.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 145px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41cqDNkqBI/AAAAAAAAAFo/aCmqlwFZCYE/s200/SCAN0054.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444109402047293458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar çabalarsak çabalayalım iki yüzü birden hesap sorarcasına karşımıza çıkıyor dilimlenmiş tüm ekmeklerin. Kar, bir devlet televizyonunun hava raporu resmiyetinde yağıyor. Alışveriş merkezi kültürünün etkisiyle eski kalabalığını kaybeden çarşının tuvaletinde, yağan kardan ıslanan teyze üç kat üst üste giyilmiş hırkasını ve ayakkabılarını kurutmaya çalışırken “Bu yıl kış hiç bitmedi” diyor, “Soğuk hiç dinmedi”. İç yemenisini, başörtüsünü, şalını düzeltiyor. Kalorifer peteğine yaklaşıp, soğuktan kızarmış ellerini ısıtıyor. İçeri girip çıkan kadınları göz taramasından geçirdikten sonra yalnızca benim duyacağım bir ses tonuyla konuşmaya devam ediyor; “Onlar var ya, elinde çantasıyla dolaşanlar… Onlara kar yağmaz, kış gelmez, soğuk vurmaz”… “Bakma böyle durduklarına, hepsi yalnız bunların. Yine de yanlarına yaklaştırmazlar beni, korkarlar, soğuğu hissetmekten, üşümekten korkarlar”. “Yüzüme değil, yün çorabıma, hırkama, yemenime bakarlar”. “Beğenmez, burun kıvırırlar çünkü beni görünce hatırlamak istemedikleri ne varsa onunla karşılaşırlar”, “Dilenci derler, pis derler, ellerinden gelse şehirden kovarlar”. &lt;br /&gt;Karşımda durup sosyolojik tahliller yapan kadının aslında bulvarda, elinde insülin iğnesiyle bir mukavvanın üzerinde oturup dilendiğini; ne zaman sokaktan, soğuktan, zabıtadan kaçsa bu çarşıya sığındığını konuşmanın ancak sonunda öğreniyorum. Karşımdaki kadının insanlardaki yılgınlığa inat her gördüğü yüzün arkasındaki hikâyeyi okuma biçimi korkutuyor beni. İçimdeki onlarca hikâyenin içinden yalnızca bana ait olanını bulup, hiç çekinmeden yüzüme söyleyecek olması ihtimali bile artırıyor içimdeki sıkıntıyı. İşim çokmuş gibi davranıyorum, dilenen bir kadının şehir terapisini dinleyecek vaktim yokmuş gibi. Anlayışlı davranıyor yaşlı kadın ve yeterince ısındığına ikna olmuşçasına, “Kar dinmiştir herhalde” diyerek oradan çıkıyor. Ben, eski bir çarşı tuvaletinde, elimdeki çantayı nasıl takacağıma karar vermezken; iç içe geçirilmiş poşetlerin ve bozuk paraların sesi kalıyor, o teyzeden geriye.&lt;br /&gt;. . .&lt;br /&gt;Sınırlar kaldırılmış, komşu ülkelerle vize problemi olmayacakmış… Sahi kimin umurunda? Porselen tabakların, ipek fularların, ev terliklerinin, parfümlerin satıldığı hepsi hepsi iki katlı bu çarşıda bile kadınlar, çantasını omzuna takanlar ve elinde taşıyanlar olarak ikiye ayrılıyor. Çantasını elinde taşıyanlar topuklu ayakkabıların üzerinde yerleri incitmekten korkarcasına yürüyor. Yağan kar onları ıslatmıyor, göz kalemleri akmıyor ve etek uçları hep ütülü duruyor. Gülümsemeleri, satıcılarla konuşurken “Bir bakalım…” cümleleri ve hiç susmayan telefonları “Burada her şey yolunda” mesajını veriyor. Omzunda kocaman bir çantayla gezenler ise her yere geç kalmışlığın verdiği alışkanlıkla hızlı hızlı yürüyor. Fazla oyalanmıyor vitrin önlerinde ve satıcılarla göz temasından kaçınıyor. Bu kadınların çantası ‘her şeyin ertelendiği ve sırların perdelendiği’ evlerin yükünü taşımaktan, iyice ağırlaşıyor. &lt;br /&gt;Ağırlık kadınları ve omuzlarındaki büyük çantaları ciddileştiriyor, sakinleştiriyor, yere yaklaştırıyor. Öyle bir yer ki, ancak oradan bakınca görüyorsunuz çarşının iki adım ötesinde eylem yapan işçileri, işçilerin etrafını kuşatan denklemleri, nedense böyle eylemlerde sol’un hiç inmeyen afişlerini. Uyuyanları, çay içenleri, yumruğunu havaya kaldıranları ve her seferinde dört başörtülü kadın işçiyi hedef alan objektifleri… İnsan ancak omzunda büyük bir çantayla dolaşırken anlıyor; ülke dışında kalkan sınırlara inat ülke içinde inşa edilen yeni sınırları, kırmızıçizgileri… Ve bütün hayatı, sınırları içinde başlayıp sınırlar içinde bitecek gençlerin, çocukların ‘görünür olma’ hayallerini.&lt;br /&gt;. . . &lt;br /&gt;Görünürlük… Nasıl da değiştiriyor iklimleri ve takvimleri aniden. Sırf ‘görünme’, ‘bilinme’, ‘marjinal olma’ kaygısı yüzünden sokak çocuklarıyla yapılmış söyleşilerde, çocuklar problemlerini anlatmak yerine kameralar karşısında şarkı söylemeyi tercih ediyor. Yaşlı kadınlar, dünya kupasının ardından “O hareket ofsayt mıydı, değil miydi?” tartışmasının orta yerinde buluyor kendini. Dilenciler şehir terapileri yapıyor, evlilik programları ‘evlenmezsek ünlü oluruz’ düşüncesiyle gelen onca adayın hem yazıp hem oynadığı basit senaryolarla ‘kadın kuşağını’ doldurmak zorunda kalıyor. Sonra küçük kızlar, gördükleri her kameranın karşısına atıyor çocukluktan çıkmamış bedenlerini.  Anneler, ellerinde çocuklarıyla televizyon yarışmalarının yolunu tutuyor. Çocuklar şarkı söylüyor, dans ediyor… Genç kadınların giydiği tuvaletlerin içinde, göz kapaklarını ağırlaştıran makyajlarla gülüyor, eğlendiriyor bazense melankoliye boğulup, sahnenin orta yerinde hem söyleyip hem ağlarken ‘kendi filmini’ çekiyor. Yaratılıştan, Allah’ tan, duadan, kaderden bihaber yetiştirilirken; akıl almaz taklitler yaparak jürinin beğenisini kazanıyor. Bir videoda etiketlenip, ana haber bültenlerine konu oluyor. Kemalettin Tuğcu romanlarından zihnimizde kalan ‘yoksul, kimsesiz ama terbiyeli ve çok çalışkan’ çocuk portresini; argo konuşarak, “Yaptığınız insanlığa sığar mı? Sığar mı Burak, sığar mı Atalay, sığar mı İsmail?” diye haykıran küçük kızlar tarafından yerle bir ediliyor. &lt;br /&gt;İçine su sızdıran botlarından, fakir olduğu için sınıf başkanlığı için verdiği mücadeleden, annesiyle merdivenini sildiği apartman yöneticisinden bunalan küçük kız, sıkıntılarını bir çırpıda söyleyip, üstüne de Vali’ye küfredince yaşadığı hayattan ‘sıyıracağını’ zannediyor. Show programına gelenleri “Gülmeyin… Ama bunlar hep gülüyor” sözleriyle ikaz etse de, karşısında kendi özeliyle dalga geçen topluluktan bu kahkahaların rövanşını bir cips ya da kola reklamında oynayarak alacağına inanıyor. Daha sınav başvuruları başlamadan uygulamadaki değişiklilerin ve katsayı kararının Danıştay’dan döndüğü bir ülkede, bu kızın çok çalışmasını, çok akıllı olmasını, hayatı edep dairesinde okumasını beklemiyor sanırım Türkiye. Nasılsa zorlu yarışta, onun rakipleri iyinin en iyisi oluyor ve öncesi yenilmişlerle dolu kız, kaşlarını çatarak, içindeki öfkeyi videolarda haykırarak sonrası için ailesini ‘su üstüne’ çıkartacağına inanıyor. Türkiye’nin gelecek hanesi, bir türlü yıldız olamamış küçük kadınların ve küçük erkeklerin başarısızlığıyla dolup taşıyor.&lt;br /&gt;. . .&lt;br /&gt;Ülkemizde pek çok kurum, pek çok kişi bir yılkı atı benzetmesiyle, kaderine terk ediliyor şimdilerde. Gençliğinde sahibine çok faydası dokunmuş ama artık yaşlanmış ve doğada kaderine terk edilmiş atlar gibi ‘olduğu kadar’ yaşıyoruz her şeyi. Evet, bundan bir elli yıl önce halk önemliydi. Bir başbakan idam edilecekti ve askeri darbe için sebep ya da sonuç olarak halk gerekliydi. Evet, bundan kırk yıl önce insan önemliydi. Bir darbe yapılacaktı ve yaklaşan ‘komünist’ tehdit karşısında ordunun yanında yer almalıydı. Evet, bundan otuz yıl önce gençlik önemliydi. Yine yapılacak darbe için, seve seve ölmeliydi. Evet, şimdi yılkı atları gibi herkes kaderine terk edildi çünkü önümüzdeki bin yıl planlandı ve bin yıllık planlar içinde roller, taraflar, çizgiler çoktan belirledi. Kim nerde hangi şarkıyı söyleyecek, hangi plan gün yüzüne çıkacak, gündem kimlerin deşifrelerinden okunacak şimdi hepsi belli.&lt;br /&gt;Dilencilerden şehir terapileri alırken, eylemler yaparken, hayatı bizim olmadığı kadar sahiplenirken… Show programlarına çıkmak için yarışırken, “Sığar mı Burak, sığar mı Atalay…” diye karşımızdakine ve en çok da bizim olamayanlara kızarken… Ülke dışında kalkan sınırlara inat ülke içindeki sınırlara, duvarlara çarpa çarpa yürürken… Çantamızı omzumuzda mı yoksa elimizde mi taşıyacağımıza bile tek başımıza karar veremezken… Ocak’tan kalanları deste deste kucağında taşıyan Şubat’ın uzunluğunda kaybolurken… Her seferinde karşımıza “Türkiye’de herkesin bir yılkı atı olduğu” gerçeği çıkıyor ve ne kadar ince dilimlersek dilimleyelim ekmeğin iki yüzündeki hesap birbirini tutmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Ümmügülsüm TAT&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-8081481496294112660?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/8081481496294112660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/turkiyede-herkes-bir-yilki-ati.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/8081481496294112660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/8081481496294112660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/turkiyede-herkes-bir-yilki-ati.html' title='TÜRKİYE&apos;DE HERKES BİR YILKI ATI'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41cqDNkqBI/AAAAAAAAAFo/aCmqlwFZCYE/s72-c/SCAN0054.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-7717087081305050543</id><published>2010-03-02T10:24:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T10:30:35.716-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>BİRİLERİ ‘NİHAYET’ ÇOCUKLARI İZLİYOR!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41ZIoR9jFI/AAAAAAAAAFg/q0DGYN-EU08/s1600-h/nejdet.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41ZIoR9jFI/AAAAAAAAAFg/q0DGYN-EU08/s200/nejdet.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444105529347378258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Birileri; birbirini gözetlemeye başladı, biz de izledik. Birileri; şarkıcı, türkücü hayatı pazarladı, biz de izledik. Birileri; birbirini öldürdü, gözlerimizi ayırmadan izledik. Birileri; film çevirdi, dizi dizi uyuttu, biz hep izledik. Birileri magazin diye bir şey uydurdu, biz hayatları ‘ezberledik’ de izledik. Bu arada bir şeyi izlemeyi unuttuk: ‘çocuklarımız’. &lt;br /&gt;TBMM bünyesinde oluşturulan: ‘Çocuk hakları izleme komitesinin’ kurucusu Trabzon milletvekili Necdet Erdöl’ den çalışmaları hakkında bilgi aldık&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çocuk hakları komitesi hakkında bilgi verir misiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kurucusu olduğumuz çocuk hakları izleme komitesindeki başkanlığımız devam ediyor. Arkadaşlar bırak diyene kadar sürdüreceğiz. Hükümetten bağımsız bir biçimde yapılandırılmıştır. İlk toplantımızı Trabzon’da gerçekleştirdik ve yol haritamızı belirledik. Sekiz milletvekilinden oluşan komitenin üyelerini değişik bölge milletvekillerinden seçmeye özen gösterdik, Trabzon, İzmir, Batman, Mersin, Adana gibi… Kadın ve erkek sayıları da eşit. Meslekleri ve katıldıkları komisyonların da farklı olmasına özen gösterdik. Çünkü farklı açılardan, değişik gözlerle bakmanın daha iyi olacağını düşündük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Finlandiya, İsveç gibi ülkelerde çocukların şikâyet mercileri var, benzer bir uygulama mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakılırsa çocuk hakları izleme komitesi, parlamentonun bünyesinde gerçekleşmesi yönü ile dünyada bir ilk. Ülkemizde çocuklarla ilgili iyi şeylerin yanında, istenmeyen durumlar da meydana gelmekte. Bizlerde bu gibi durumların direk yasama organına aktarılmasını arzu ettik.internet sayfasını UNICEF ile yaptık. Çocuklar bu siteye üye olduklarında komite üyesi milletvekili arkadaşlarından istediklerine mesaj yollayabilecekler. Ayrıca çocuklarla ilgili yasaları, kanun hükmünde kararnameleri, uluslar arası mevzuatları görebilirler. 23 Nisan’ ın çocuklara armağan edilmesi ile özdeşleştirdik. Ayrıca her çocuğun ulaşabilmesi için internet dışında cep telefonları ile mesaj iletilebilir hale de getiriyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son günler de gösterilerde çocuklar kullanılmakta ve sonuçları çocuklar açısından çok ağır olmakta bu konuda ki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar belki masum bir şekilde bir gösteri var, ya da birileri taş atıyor bende atayım demiş olabilir. Veya kasıtlı olarak birileri onları yönlendirmiş olabilir. Bunun altını kalın bir çizgiyle çizmeliyim ki hiçbir gurubun, hiçbir partinin çocukları kullanarak, onları politize ederek üzerlerinden menfaat sağlamak arzusuyla onları suça itmelerini asla kabul edemiyorum! Çocuklar masumdurlar. Onlara suçlu diyemeyiz. Onlar ancak suça itilebilirler, bu çocukların birçoğu suça itilmiş durumdalar. En büyük sıkıntı eğitimle ilişkilerinin kesilmiş olmalarından kaynaklanmakta. Çocuğun yeri okul olmalı. Annesinin, babasının yanında okula gidip gelmeli. On beş yirmi çocuğu bir arada tutup, daha azılı örgüt elemanı haline getirmenin hiçbir mantığı yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Berivan örneğinde olduğu gibi on beş yaşında bir çocuğun ağır cezalara çarptırılması insanların adalet duygularını zedelemiyor mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bunun kesinlikle engellenmesi gerek. Yazdığım bir raporla bunu hem meclis başkanına hem de adalet bakanına arz ettim. Bu çocuklar eğitimlerine devam etmeliler. Okulu olanlar okula devam etmeli, okula gidemeyenler ise bir şekilde eğitim içerisine sokulmalıdır. Aksi takdirde aynı koğuşta bulunmaları ve adeta bir bıçak gibi bilenerek topluma katılmasının mantıksız olduğunu tekrar söylüyorum. Eğer bunları çocuk olarak kabul ediyorsak çocuk gibi yargılanmalıdırlar. Dağda silah tutan bir teröriste önerilen ceza taş atan bir çocuğa verilen cezadan daha hafif ise bunu toplum vicdanına kabul ettiremezsiniz. Eğer kanunlarda bu yöndeyse; bir yanlışlık var demektir. Öncelikle bunu düzeltmek gerekir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir cani; gün farkıyla çocuk kabul edilerek, çocuk mahkemesinde yargılanıyor! Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?&lt;/strong&gt;   &lt;br /&gt;Hakkaniyetli davranacak olursak ne öldürüleni göz ardı edeceğiz, ne de öldüreni çocuktur deyip serbest bırakacağız. Bu daha çok cinayetlerin artmasına neden olur.  Bunu, dengeli bir şekilde hukukun çizmesi gerekmektedir.  Bununla birlikte taş atan çocukların, ‘çocuk’ oldukları göz önünde bulundurularak; ‘çocuk hakları’ çerçevesinde değerlendirilmelidirler.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son zamanlarda, çocukların kaybolmasındaki artışın nedenleri nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aile bağları güçlü değilse, geçimsizlik, terör örgütü ya da başka gruplar bu çocukları kullanabilir. O yüzden aile bağlarını güçlendirecek, aile içi sevgi ve muhabbeti artıracak projelere önem vermeliyiz. Önce sosyal hizmetler çocuk esirgeme kurumundan arkadaşlarla görüştük, daha sonra emniyetten arkadaşlarla görüştük. Herkes kayıp çocuk tanımını kendine göre yapıyor. Aynı tanımda buluşmak gerek.  Bizde bunu sağlamaya çalıştık. Adalet bakanlığını sayesinde belirli bir noktaya gelindi. En çocuk kaybolan çocuk; ‘çocuk esirgeme kurumundan’ çocuklar orada kilitli değiller ayrılıp yakınlarına gidiyorlar. Kuruma göre kayıp çocuk emniyete göre kayıp çocuk değil. Poliste ihbar olmadıkça çocuk kayıp sayılmamaktadır.  Bizim SHÇEK ve emniyete önerimiz; ortak web tabanı kurulsun ve her ikisi de kayıp çocukları görebilsin. Önümüzdeki günlerde net rakamlar belli olacak. Diğer sebeplerse; aile içi şiddetten kaçabiliyorlar, ya da gayri meşru bir çocuksa gerçek anne veya babası kaçırabiliyor. Bunlar çok söylenmeyen ancak olan şeyler. Çocukları kaçakçılıkta kullanabiliyorlar. Silah uyuşturucu kaçakçılığı, hırsızlık amacıyla da daha az ceza aldıkları için kullanılabiliyorlar. Organ mafyası çok söylenmesine rağmen kayıtlarda böyle bir vaka gözükmemiştir.Aile bağları güçlü olmadıkça bütün sorunlar çocukları bekliyor. Bu sefer çocuk mutluluğu sigara, alkol vb gibi dışarıdaki şeylerde arıyor. Çocuğun kalbine sevgiyi koyamadıkça kalıbıyla sevgiyi arıyor. Ve arayışın sonu; ya hastanelerde ya da hapishanelerde son bulabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu konuda komisyon kurulacak mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Komisyon kurulmasını gerek görmüyorum. Bu çocukları siyasi partiler kullanmakta. Hiç yakıştıramadığım bir şekilde Filistin benzetmesi yapıyorlar. Çocukları öne sürerek, bundan bir siyasi rant elde etmeye çalışıyorlar. Sonuçta olan çocuklara oluyor. Bizim devlet olarak şefkat elimizi çocukların saçlarına değdirmemiz ve çocukları eğitime teşvik etmek lazım. Kaybolan çocuklar konusunda araştırma komisyonu kurulması önergesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘ internet ve televizyon’ bağımlılığı da çocukları olumsuz yönde etkilemekte ve ne yapacağımızı bilemez hale geldik. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İnternette bağımlılığı aile olarak görüyorum. Bağımlılık çocuğun mutlu olma biçimidir. En kolayı sigara, eskiden paket açılıp tek tek satılıyordu bunu engelledik. Televizyondaki görünürlüğünü engelledik. Çocuk örnek almasın, görsel yolla bulaşan salgın bir hastalık halini alıyor. Sigaranın içine başka maddeler konuyor ve hep daha fazlasını istiyor. Çocukları bağımlılıktan kurtaracak birkaç projemiz daha var. Bağımlılıklara yenilerde; ‘siber bağımlılık’ da eklendi.İnternet, televizyon gibi.. İşin zor tarafı ‘sigaranın faydası var’ denilemiyor ancak internetin faydası ve zararı bir arada. Bununla ilgili bilim adamları ile komisyonlarda toplantı yaptık. Önümüzdeki günlerde İstanbul‘ da bu konu ile ilgili bir sempozyum düzenlenecek. Önümüzdeki günlerde yeni toplantılarımız olacak. Çocuk evinden oyun adı altında bir savaşın içinde olabiliyor. Bütün okullarda internete filtre uygulanması gerekmekte. Ayrıca anne-babalar mutlaka çocuklarını kontrol etmeliler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sigara yasağı için çok teşekkür ederiz. Geri dönüş var mı?&lt;/strong&gt;  &lt;br /&gt;Yasak yok,’ temiz hava alma özgürlüğü’ var! Oysaki toplumumuzun %30’ u sigara içiyor. Ve asla geri dönüş olmayacak. Ve bu söylem bazıları tarafından art niyetli olarak kullanılmaktadır. İkram sektörü %5 oranında büyümüş, kahvehanelerin sayısı arttı. Bu işle uğraşanların kendilerini yenilemeleri lazım. Sigara içmeyen %70 potansiyel de düşünülerek hareket edilmeli. Herkesi düşünmeliler, eskiden kahvehanelerin yanından geçerken içerisi görülemezdi. Dünya sağlık örgütü zaten kapalı alanlarda sigara içilmemesini öneriyor. Bazı gazetecileri alıp ispanyaya götürdüler: sigara içilen ve içilmeyen ayrı ayrı yerleri gösterdiler, ‘her iki tarafta mutlu’ dediler. Ama kazın ayağı öyle değil. Duman içmeyeni de etkiliyor, hava ortak. Ayrıca AB kendi üyelerine ‘dünya sağlık örgütünün 8. Maddesine’ uymalarını istiyor.AB konseyi kararında kapalı alanlarda sigara içilmesinin; çok ciddi halk sağlığı, işçi sağlığı sorunu olduğunu belirtiyor. Siz içmiyorsunuz ve orada çalıştığınız için buna mahkûm oluyorsunuz. Ayrıca kapalı alan tanımının yeniden yapılması gerekmektedir, deniliyor ki üzerinizde bir sundurma varsa burası kapalı alana girer. Yani bizden daha katılar. Başbakanımızın yeşilayın ödül töreninde yaptığı konuşmada da dediği gibi; bizim iktidarımızda bu yasaktan geri dönüş olmayacak!  Bu da bir otuz yıla tekabül etmekte!:) ama vatandaş alıştı, zamanla daha da düzelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Haiti depreminden anne-babası ölen çocuklarla ilgi neler yapıldı?&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Kızılay yapılan çalışmalar neticesinde Haiti’ den çocuk getirecek. Daha öncede Afganistan ve Filistin’ den tedavi amaçlı çocuk getirilmişti. Çocuklar masumlardır, dünyanın her neresinde olursa olsunlar ağlamasına kimse dayanamaz. Ne yazık ki,  bunu her zaman başaramıyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Danıştay’ ın son kararı hakkındaki görüşleriniz nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Danıştayın verdiği bir karar diğer kararlarla çelişmemeli. Benim bir hastaya değişik tedaviyi keyfi uygulamam gibi. Bir katsayının 3 veya 5 olması bir mahkemenin değil de yüksek öğrenim kurumunun ilgi alanı olsa gerek! Yasama yürütme ve yargı kendi görev alanları dışında uygulamaya katılmaya hevesli olmamalıdırlar. O zaman herkes görevi dışına müdahale ederler. Ayışı, yakamoz gibi darbe heveslileri çıkar. Demokrasilerde böyle şeyler olmaz. Yasama, yürütme ve yargıdan başka erk olmaz. O zaman çıkarın elbiselerinizi çıkın sahaya. Yasama yürütme ve yargı da birbirleri üzerine baskı kuramazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Tuğba KÖKSAL-Hümeyra TEKELİOĞLU KELEŞ&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-7717087081305050543?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/7717087081305050543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/birileri-nihayet-cocuklari-izliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/7717087081305050543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/7717087081305050543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/birileri-nihayet-cocuklari-izliyor.html' title='BİRİLERİ ‘NİHAYET’ ÇOCUKLARI İZLİYOR!'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41ZIoR9jFI/AAAAAAAAAFg/q0DGYN-EU08/s72-c/nejdet.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-3599174207210856489</id><published>2010-03-02T10:06:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T10:24:32.387-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>MUTLULUK</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41Xv4L2SyI/AAAAAAAAAFY/jwEUHqTtmuk/s1600-h/b%C3%BClent.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41Xv4L2SyI/AAAAAAAAAFY/jwEUHqTtmuk/s200/b%C3%BClent.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444104004608346914" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41XbMSKhHI/AAAAAAAAAFQ/3c4Nq9eaZEA/s1600-h/sadik+yals%C4%B1zu%C3%A7anlar2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 126px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41XbMSKhHI/AAAAAAAAAFQ/3c4Nq9eaZEA/s200/sadik+yals%C4%B1zu%C3%A7anlar2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444103649226294386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41XOGUcmiI/AAAAAAAAAFI/k-WSjQ7t16w/s1600-h/01.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 125px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41XOGUcmiI/AAAAAAAAAFI/k-WSjQ7t16w/s200/01.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444103424286956066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41Wzn3ncsI/AAAAAAAAAFA/vYOML7UdwbE/s1600-h/nurdal_resim.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 151px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41Wzn3ncsI/AAAAAAAAAFA/vYOML7UdwbE/s200/nurdal_resim.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444102969436369602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41WplJKzlI/AAAAAAAAAE4/VWKftonyX2Y/s1600-h/murattimentes.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41WplJKzlI/AAAAAAAAAE4/VWKftonyX2Y/s200/murattimentes.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444102796905991762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41WjiOJ7VI/AAAAAAAAAEw/1WHW0FyMNfU/s1600-h/leyla+ipekci2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41WjiOJ7VI/AAAAAAAAAEw/1WHW0FyMNfU/s200/leyla+ipekci2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444102693042384210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41WWCDnQDI/AAAAAAAAAEo/Bz5ZXNobPWc/s1600-h/ay%C5%9Fe+olgun.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 133px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41WWCDnQDI/AAAAAAAAAEo/Bz5ZXNobPWc/s200/ay%C5%9Fe+olgun.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444102461069934642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MURAT MENTEŞ:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Mutluluk esasen maddi tatminle ilgilidir ve genel itibarla ahlakla çelişir. Oscar Wilde'ın Dorian Gray romanı bu ayrımı konu eder. Çoğu kimse mutluluğu sevinç, vicdanen müsterihlik, huzur gibi kavramlar ile karıştırır. Hâlbuki en önemli ayrımlar, en belirsiz olanlardır. Şairler, yazarlar bile mutluluğun ahlaki anlamda iyi bir şey olduğu fikriyle yaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SADIK YALSIZUÇANLAR:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk, belki de acıların yüzüne sürülen tebessümdür. Kocaman bir yalandır. Bizim kendimizi iyi hissetmeye çabamızdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;LEYLA İPEKÇİ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk: Kendini bilmekle Rabbini bilmeye giden, Rabbini bilmekle kendini bilmeye gelen çift yönlü uzun ince yol… Neler var yol üzerinde? Vermek. Hayret etmek… Anlamaya çalışmak... Başkasına bakabilmek... Başkasında kendini, kendinde başkasını tanımak... 'Sevgili' olabilmek... Kavuşma arzusu… Kavuşamama korkusu... Birlikte güzelleşme arzusu, çoğul olmak, paylaşarak çoğalmak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FATMA KARABIYIK BARBAROSOĞLU:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk, hayatı boyunca mutlu muyum sorusunu kendisine asla sormayanlarındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÖZCAN YÜKSEK:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk, somut elde edilebilen bir şeydir. Para soyut olduğu için tek başına insanı mutlu etmez. Her şeyi satın alabilecek kadar parası olan da mutlu olmakta güçlük çeker. Yoksul bir ailenin çocuğu, bir kurşun kalemle dünyanın en mutlu çocuğu olur. Bu mutluluğun kuramsal tanımlarından biri…&lt;br /&gt;Ama ben, Edgar allen Poe’nun mutluluk tarifini benimserim çoğunlukla. Mutluluk, hırsını bastırmaktır. Bu hırsı, başkalarına yönelik hırs olarak yorumlarım. Yaşama hırsı, direnme hırsı değil. Ama başkalarına karşı uyum, boyun eğme, bedeni yuvarlaklaştırma, yörüngedeki gezegenler ve uydular gibi olma mutluluğun kaynağıdır. Yel değirmeninin ağır taşı, rüzgarın yumuşaklığına boyun eğmek için yuvarlaktır.&lt;br /&gt;Bir de Mevlana’nın yaşamından öğrendiğim mutluluk tarifi vardır ki, esasında bunların hepsi birbirinin içinde vardır. Vermek, mutluluktur. Karşılıksız vermek. Mevlana mutluluğun tarifi olarak söylemez bunu, ama kendine saklamaz hiçbir şeyi, elinde avucunda ne varsa verir. Bunu kim yapabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prof. Dr. BÜLENT ARAS:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Mutluluk kendisiyle barışık olmanın sonucudur. Dış faktörlerden ziyade insanın içinde ortaya çıktığını düşünüyorum. Kendiyle barışık olma, düşünce dünyasıyla, vücudunla barışık olma halidir. Zihinsel olarak, insanların hem kendisini hem çevresini mutlu edecek şekilde, mutlu olmasını sağlayacak şekilde kodlanması gerektiğini düşünüyorum. Mutluluk toplumsal bir proje; aileniz, arkadaşlarınız, komşularınız mutlu değilse siz de mutlu değilsiniz. Kendi içindeki barışıklığını, kendi içindeki barışın sağlanması, bunun da yetmeyeceği diğerlerinin mutluluğu için çaba harcanması gerektiğini düşünüyorum. Bunu ülkeler arası ilişkiler için de söylemek mümkün. İç barışınızı, güveni, huzuru sağlarsanız içinizde mutluluk gerilimi ortaya çıkar ve dışarı mutluluk yayarsınız. Çevremizi mutlu etmek insani bir görev. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ayşe OLGUN: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Arzuladığımız şeylerin gerçekleşmesiyle mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Bu yüzden istiyoruz, hep istiyoruz. Evimiz olsun, güzel bir arabamız, alışveriş çantalarından taşan elbiseler, gıcır gıcır ayakkabılar, güzel dostlar, arkadaşlar... Sahip olduklarımızın sayısı, ağırlığı ve hacmi arttıkça daha da mutlu olacağımızı sanıyoruz. Ve bu yüzden hep birlikte aynı mutluluk şarkılarını söylüyoruz. Oysa 'mutluluk' sahip olma arzusuyla yanıp tutuştuğumuz şeyler değil tam aksine dokunup tutamayacağımız ama taa içimizde var olan bir şey. Kalbimizin tam üstüne konulmuş kocaman bir öpücük gibi. Hissedeceğimiz bir şey ama resmi çizilen, rengi olan, ağırlığı ya da ölçüsü olan bir şey değil. Buradan baktığımızda modern dünyanın bize mutluluk adına anlattıkları kocaman bir yalan. Bu yalana inananlar ise mutsuz insanlar topluluğunu oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ALİ MURAT GÜVEN:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bence, "mutluluk" dediğimiz duygu, gerçek bir mü'minin hayatında, en zirve hâliyle yalnızca bir kere tezahür eder. O da ölümün kapıyı çaldığı son anlarda, kul "ölüm meleği" Hz. Azrail'i gördüğünde... &lt;br /&gt;Geride bıraktıkları dünya hayatı yeterince temiz olan kullar, bu ânı tıpkı Hz. Mevlânâ gibi bir "düğün gecesi" neşesiyle karşılayacaklardır. O anki boyutlararası karşılaşma, gerçek bir mü'min için insan aklının tasavvur edebileceği en büyük mutluluğun da kaynağıdır. Velev ki ölümün zahirî görüntüsü her ne kadar çirkin olursa olsun... Zahirin şirinliği ya da acımasızlığı, arka planda yaşanan merhamet ya da gazaba ilişkin bir ipucu olamaz.   &lt;br /&gt;"Sevgiliye kavuşma ânı"nın dışında, dünya hayatında yaşanan diğer her türlü mutluluk tezahürü -okuldan mezuniyet, iş hayatına ilk atılış, evlilik, çoluk-çocuk sahibi olma, meslekte kazanılan ödüller, emeklilik- bu mutluluk ânının sönük bir replikası, dahası hayata ilişkin (sonradan anlamını bütünüyle yitiren) birer teferruattır. Onlarla dünya sahnesinde gönül eyler, kendimizi oyalarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NURDAL DURMUŞ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dünya’da bulunma gayemizi unutup modern hayatın mutluluk tanımlamalarına esir olduğumuzdan beri kanaatkâr olabilmeyi ve azla yetinip mutlu olabilme erdemimizi yitirmiş bulunmaktayız. Bireysel hazların toplumsal yaşam koşullarına bencil şekilde müdahalesinin oyuncağı olan insanlığımız, maalesef şükürsüz, rızasız, yetinmeyi bilmeyen ve duyarlılıkları körelmiş mutsuz bir hayat sürmeyi göze almış görünüyor. "Entel" karakteriyle yaşayanın da, sosyete kültürünü benimseyenin de, inançlı ya da inançsız bütün bireylerin ortak hedefi hızlıca tüketmek ve yeninin ömrünü mümkün olduğunca kısa tutmak üzerine programlanmış durumda. Haliyle, bilinçlenme ya da gelenek ve inanç erdemini modern hayatla her gün biraz daha azaltan toplumları medya başta olmak üzere bütün hayat koşulları sınırız bir tüketme ve tüketimle mutlu olunacağı yalanına alıştırmıştır. Mutluluk tanımlamalarımızı kalp ve inanç ekseninin şükredebilme yetisinden çıkartıp, reklamların diliyle taksitlere bölüyor, satın alınan ticari bir eşyaya dönüştürüyoruz. İnsan, sahip oldukları dünyalıklarıyla kimlik tamamlama, zenginliğiyle nüfus sahibi olma ve lükse alıştıkça “mutluluk” hemen ve hızlıca tüketilen süresiz bir arayış çabası olarak kalıyor. Peki, tüketmenin sonu var mı? Bu öyle bir oyun ki anneler günü, sevgililer günü, evlilik yıl dönümü, ilk tanıştığımız (vs) gibi bir sürü abuk sabuk gün uydurularak ve insanları bu günlerin kutsallığına inandırarak mutluluğu bir lokma ekmek ve bir hırka kanaatkârlığından çıkartıp pırlanta yüzüklerle, lüks evlerle, arabalarla ve çok zenginlikle tanımladırlar. Herkes bu yalana inanmış gözüküyor! Oysa mutluluk, sahip olmadığın bir vasıfla herhangi bir şeye sahip olma durumu asla değildir! Baksanıza, 10 takside bile “mutluluk” tanımlamaları yapılan mücevherler etrafınızı kuşatmamış mı? Eşiniz mutlu olmak için elinizde bir pırlanta yüzükle yolunuzu gözlemiyor mu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-3599174207210856489?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/3599174207210856489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/mutluluk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/3599174207210856489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/3599174207210856489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/mutluluk.html' title='MUTLULUK'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41Xv4L2SyI/AAAAAAAAAFY/jwEUHqTtmuk/s72-c/b%C3%BClent.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-4808781837383429957</id><published>2010-03-02T09:55:00.001-08:00</published><updated>2010-03-02T10:04:35.074-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turucu yazı'/><title type='text'>VE MUTLULUK, BİR KİBRİT ÇÖPÜ NE KADARCIK YANARSA*</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41TISiwQGI/AAAAAAAAAEg/y8S9-5oKSgo/s1600-h/merve.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41TISiwQGI/AAAAAAAAAEg/y8S9-5oKSgo/s200/merve.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444098926442463330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"İlk matrix’in mükemmel bir dünya olması için tasarlandığını biliyor musun? Kimsenin acı çekmediği… Herkesin mutlu olabildiği… Fakat tasarının sonu felâket oldu. Programı kimse kabul etmedi.  Bütün emek, bütün ürün boşa gitti. Bazıları, bizim mükemmel bir dünya tasarımı için gerekli olan programlama dilinden mahrum olduğumuzu söyledi. Fakat ben, insanoğlunun acı ve sefalet yoluyla gerçeği tanımlayacağına inanıyorum. Mükemmel dünya, ilkel beyninin uyanmak istemediği bir düştü sadece. Bu yüzden Matrix tekrar dizayn edildi: Medeniyetinizin ulaşabileceği zirve noktası olarak. Çünkü mükemmel dünya mümkün olmayan bir dünya…” &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Agent Smith, The Matrix&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah çiçeği açar güneşin ilk ışığında.&lt;br /&gt;Çocuk, uykulu gözlerinden rüyalarını savuşturmadan evvel…&lt;br /&gt;Kirpiklerine toz zerreleriyle yapışan,&lt;br /&gt;Hayatı boyunca hep peşinde koşacağı &lt;br /&gt;Mahmur bir mutluluktur aslında.&lt;br /&gt;Annesinin perdeyi araladığı her gün, onun için ışıktır. &lt;br /&gt;Sıcağından içeri giren sarı aydınlık…&lt;br /&gt;Ve çocuğun “sabah” dediği her vakit,&lt;br /&gt;Dünyanın –ona göre- ters tarafında nefes alan başka bir çocuk için&lt;br /&gt;Gecenin kapıyı zorladığı âna denk gelir. &lt;br /&gt;Merkeze uzaklıkları eşit,&lt;br /&gt;Ve hırçın lavlar arasından bir iple birbirine bağlanacak kadar yakın olan&lt;br /&gt;İki nokta üzerinde, iki farklı çocuktan ilkinin gününü parlatan güneş,&lt;br /&gt;İkincisinin gecesine tepsiyle teselli sunan aya denktir. &lt;br /&gt;Ve dünya işte böyle yürür. &lt;br /&gt;Dünyadan yüz dokuz kat daha büyük olan güneşin bile gücü yetmez düzene isyan etmeye.&lt;br /&gt;Çünkü yuvarlaktır dünya. &lt;br /&gt;Ve dönmektedir şaşmayan bir mizanda.&lt;br /&gt;Çocuk, annesinin sayesinde kavramıştır bunu;&lt;br /&gt;Dönen yuvarlak âlemin ve onun üzerindeki güneşin&lt;br /&gt;İki taraflı olduğunu…&lt;br /&gt;Sen aydınlanırsan diğerinin ışığı kapanır.&lt;br /&gt;Topuklu ayakkabıların tabanın altında, &lt;br /&gt;Kızgın topraklarda, kızgın günlerden&lt;br /&gt;Çatlamış ve paralanmış&lt;br /&gt;Ve kalbi kırılmış, umudu yenmiş bitirilmiş,&lt;br /&gt;Nefesi, yelkenlilerle kurtulma ümidiyle tüketilmiş&lt;br /&gt;Rengi geceninkine benzeyen çıplak ayaklar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin görün ki, &lt;br /&gt;Mutluluktan mahmur gözlü çocuğun annesi,&lt;br /&gt;Adaletli olduğunu düşündüğü bu dünyada, çocuğuna masalı yanlış anlatmış.&lt;br /&gt;Belki de farkında olmadan ufak bir ayrıntıyı kaçırmış. &lt;br /&gt;Aslında gecenin düştüğü yere aydınlık hiç uğramamış.&lt;br /&gt;Kutuplardaki gibiymiş sabah ve akşam.&lt;br /&gt;Sabah çiçeğinin penceresinin önünde açtığı çocuğa,&lt;br /&gt;Uyuduğu vakitte bile hiç gece yağmamış.&lt;br /&gt;Ve diğer taraftan, çatlak topuklu çocukların da hiç sabahları olmamış.&lt;br /&gt;Avuçlarında ay…&lt;br /&gt;Ay bile aydınlığın izine sahip çıkamamış. &lt;br /&gt;Ve bu sebepten, mutluluk birine göre anlamsız kalırken,&lt;br /&gt;Ona ulaşamayana çok şey anlatmış. &lt;br /&gt;Bir kedi hikâyesinde düğümlenmiş olayın gelişme bölümü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir kedi, kuyruğuyla oynayan küçük bir kediye sormuş: &lt;br /&gt;"Neden kuyruğunu kovalıyorsun?" &lt;br /&gt;Yavru kedi yanıt vermiş:&lt;br /&gt;"Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğun da kuyruğum olduğunu öğrendim. &lt;br /&gt;Bu nedenle onu kovalıyorum, yakaladığımda mutluluğa kavuşacağım."&lt;br /&gt;Bunun üzerine yaşlı kedi şöyle demiş:&lt;br /&gt;"Gençken ben de mutluluğun kuyruğum olduğuna karar vermiştim. &lt;br /&gt;Ama şunu fark ettim; ne zaman onu kovalasam benden uzaklaşıyor, &lt;br /&gt;Ne zaman kendi işime baksam hep peşimden geliyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konfüçyüs, bunun üzerine güzel bir söz söylemiş: &lt;br /&gt;“Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. &lt;br /&gt;Oysa mutluluk insanin boyu hizasındadır.”&lt;br /&gt;Ama kimse omuz başını görmez.&lt;br /&gt;Kimse, önünde dümdüz uzanan hayallerinin mutluluk olduğunu görmez.&lt;br /&gt;Mahmur çocuk, sahip olduklarından daha fazlasını bulamayacağı için,&lt;br /&gt;Mahrumdur aslında.&lt;br /&gt;Ne yazık…&lt;br /&gt;Mutluluk gibi bir özgürlüğün geniş kanatlarında uçamaz. &lt;br /&gt;Çünkü sahiptir. &lt;br /&gt;Sahip olabileceği her şeye…&lt;br /&gt;Ufuk çizgisinin ötesine düşmeyen bakışlarında,&lt;br /&gt;Sürpriz yumurtaların sakladığı mutluluğu bulamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk, bu dünyada ne kadar nâmümkün ise, &lt;br /&gt;Bir o kadar da muhtemeldir.&lt;br /&gt;Çünkü var olmayan mükemmeli isterken insan, mutlu olur.&lt;br /&gt;En çok isteyen belki en mutludur. &lt;br /&gt;Bu yüzden evinde çift çift ayakkabısı olanla,&lt;br /&gt;Terlikle gezenin arasında, sahip oldukları ve olamadıkları ölçüsünde&lt;br /&gt;Yani dağlar, tepeler ve ovalar kadar fark vardır.&lt;br /&gt;Mutluluk, hayal etme özgürlüğüdür.&lt;br /&gt;En güzel şarkısını boşluğa söyleyebilme…&lt;br /&gt;Güzel resim çizebilme hayalinin özgürlüğü…&lt;br /&gt;Hiç olmayacakları isteyebilme…&lt;br /&gt;Tam da burada bir dize gelir kaleme:&lt;br /&gt;“Ve &lt;br /&gt;Mutluluk,&lt;br /&gt;Bir kibrit çöpü ne kadarcık yanarsa…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey sabah çiçeği penceresinde açan, aydınlıklar içideki çocuk,&lt;br /&gt;Dileğim odur ki,&lt;br /&gt;Karanlığı öğrenirsin bir gün…&lt;br /&gt;Ve bir gün, sen de bir kibrit çöpü yakarsın karanlıkta. &lt;br /&gt;O zaman öğrenirsin mutluluğu…&lt;br /&gt;O zaman öğrenirsin, imkânsızı, imkânı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;*Edip Cansever&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Merve ÇETİNEL&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-4808781837383429957?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/4808781837383429957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/ve-mutluluk-bir-kibrit-copu-ne-kadarcik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4808781837383429957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4808781837383429957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/ve-mutluluk-bir-kibrit-copu-ne-kadarcik.html' title='VE MUTLULUK, BİR KİBRİT ÇÖPÜ NE KADARCIK YANARSA*'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41TISiwQGI/AAAAAAAAAEg/y8S9-5oKSgo/s72-c/merve.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-6414217333025155407</id><published>2010-03-02T09:45:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T09:55:14.228-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>GENÇLİK</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41Qzh1HYgI/AAAAAAAAAEY/3j4nZE6sXQo/s1600-h/nafiye.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 160px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41Qzh1HYgI/AAAAAAAAAEY/3j4nZE6sXQo/s200/nafiye.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444096370745500162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41QtMjy7WI/AAAAAAAAAEQ/jn-KKgWZkyM/s1600-h/%C5%9Feyma.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41QtMjy7WI/AAAAAAAAAEQ/jn-KKgWZkyM/s200/%C5%9Feyma.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444096261956496738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41QlizsQUI/AAAAAAAAAEI/BlWhwTYs9jU/s1600-h/rumrysa.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41QlizsQUI/AAAAAAAAAEI/BlWhwTYs9jU/s200/rumrysa.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444096130489794882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Hep fotomontaj bir yüzle tanıdık onları… Çinlilerden sonra en çok onları birbirine benzettik. Eylemlerde, mitinglerde taşıdıkları pankartlar kadar önemsemedik. Kızılca kıyamet koptuğunda; aileleri, hocaları, kampus girişindeki güvenlik görevlileri, eşleri bu kızları sorgulama başladığında… “Aman sus” dedik. “Aman aç başını”. “Aman deşifre etme kendini”… Güzel giyinmediklerinde ‘paspal’ olmakla, süslendiklerinde ‘yüzünü dünyaya çevirmekle’ suçladık. Nerden mezun olduklarına, ne kadar çalıştıklarına bakmadan kamusal alanda ancak ‘abla’ ve ‘bacı’ olabileceklerine hem inandık, hem inandırdık. Çok yazıp, çok anlattıklarında ‘tükenmiş’, gündem hakkında konuşurlarsa ‘devşirilmiş’, bir adım geri çekilirlerse ‘annelerinin kötü bir kopyası’ saydık onları. Bu kadar eyleme, direnişe, basın açıklamasına rağmen mücadelelerini, anlatmak istediklerini hiçbir öğrenci hareketinin içine almadık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de başörtüsü sorununun büyüttüğü kızları, yasaklara rağmen kendi başarı hikâyelerini yazan kızları bir gençlik hareketi olarak algılamadık. Cumhuriyet’e paralel bir tarihe sahip gençlik hareketlerinin içinde hemen hemen her partide eş, arkadaş, evlat olarak yer almış bu kızları ne bir savunucu, ne bir aktivist olarak görmedik. Başarılı erkeğin arkasındaki başarılı kadın olmadıkları müddetçe onları seveceğimiz imasını bir an olsun üzerlerinden eksik etmedik. Kitleleştiklerinde kitlesel benzerliklerine, bireyselleştiklerinde açılımlarına kızdık. Dahası ‘mahallenin’ kızlarına hiç nasılsınız diye sormadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010 yılı rakamlarına göre dünyada en genç nüfusa sahip olan ülkemizin ‘dindarlaşması’ daha doğrusu kendini ‘dindar, diye tanımlayan gençlerin oranının %85 i bulması, eğitimli gençlerin oruç tutması ve dua etmesi bir tartışma konusu haline gelmişken… ‘Dinine bağlılık’ anne ve babaların bir çocuğa öğretmesi gerekenler listesinde ikinci sıraya kadar yükselmişken… Türkiye hâlâ katsayı sorununu çözememişken… Başbakan eşini sırf başörtülü diye GATA’ya almayan ordu, siperlere “Allah Allah” diye koşarken… Camilere “Allah’ın evi” denilerek, bu ülkede 28 Şubat yüzünden okuldan atılan, işinden kovulan, başındaki kestane rengi perukla ancak ‘insan’ yerine koyulan başörtülü kızların ahı temize çekilirken… Başörtülü kızların “Söyleyemedikleri, söylediklerinden” çokken… Onlar, başlarını örttükleri andan itibaren ‘ötekiler’ tarafından kaç yaşında olursa olsun ‘teyze’ diye çağırılırken… Top oynarken, resim yaparken, yazı yazarken, dereceyle okul kazanırken ‘sen de mi’ cümlesinin gölgesi peşlerini bırakmazken… Bu kez başörtülülere soruyorum sorularımı… Başörtülü genç kızlara... ‘Mahallenin’ kızlarına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki gençleri bir arada tutan şey nedir? Dahası gençler bir arada olmak için çaba sarf etmekte midir? Gelecekten beklentileri, hayalleri nelerdir? Kafeler kitapevlerinin yerini aldığında, radyo programları yerine facebook’tan video paylaşımları arttığında sistemde ne değişmiştir? Güven, devlet, okul, master diplomaları onlar için neleri ifade etmektedir. Mahallenin kızları konuşuyor, gençliğin ‘gencim ben’ hallerini. Hem başörtülü, hem aktivist, hem mühendis olma düşlerini. Katsayının onlara yaşattığı güvensizliği, 15 yaşında gördükleri devletin ‘baba yüzü’nü… Sonra gelecekten beklentilerini anlattılar bir bir. Nafiye Varol, Rumeysa Çamdereli ve Şeyma Ersoy ile konuştuk Türkiye’nin gençlik gündemini. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NAFİYE VAROL (22 Yaşında):&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’de gençleri bir arada tutan şey, yaşanan onca şeyden sonra yine de ‘Müslüman olmak’ mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sadece gençleri değil, topumu ayakta tutan şeyin inanç değerlerimizin içimize bıraktığı kalıntılar olduğu söylenebilir. Bütün dünyada; hala bir arada, herhangi bir ayrım gözetmeksizin birlik olduğumuz konular genelde insana yapılan haksızlık ve zulümlerdir.  Açlık, yardıma muhtaç insanlara el uzatma, ırkçılık, düşünceden dolayı yargılama, inandığı gibi yaşama özgürlüğüne yapılan müdahaleler karşısında ki duruşumuzu bile inanç değerlerimize borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Aynı değerlere sahip olmasak bile, bütün insanlığın söz konusu olduğu zaman, bireysel menfaatlerimizden vazgeçerek toplumsal dayanışmayı ön plana çıkarmamız da yine inanç değerlerimizin bize kazandırdığı vicdanla izah edilebilir. Kısaca peygamber efendimizin; Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma! Nasihati ders kitaplarında yazmasa bile, vicdan sahibi her insanın kalbinde yazan bir kılavuz metindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gençler geleceğe nasıl bakıyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Umutla değil ama umut ettiklerinin gerçek olması hayaliyle bakıyoruz. Kırılmalar yaşıyoruz. Toplumsal baskılar insanlık tarihi boyunca olduğu gibi bugünde var. En başta bir genç olarak başörtüsünden dolayı uğradığımız haksızlıklar umudumuzun hayallerine bile kement atıyor. Ama güzel günler ağır bedeller ister. Ne kadar bedel ödeyip hayatımızın vazgeçilmezlerine değer verirsek o kadar güzel gün biriktiririz. Bence henüz geç kalınmış değil. Modernizm bizi bu eylemlerimizden vazgeçirmek ve kötü günleri güzel görmemizi sağlayacak yalanlarla dolu olsa bile geç kalınmış bir gelecek yok.  O günler geçmişte kaldıysa, gelecekte de kavuşacağız ümidindeyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir yandan apolitik gençlerin sayısından şikâyet edenler varken; diğer yandan okuyan, araştıran, master diplomalarını üst üste ekleyen yeni bir gençlik profili de arkadan sessiz sedasız geliyor sanki. Sistemdeki bu karmaşa bizi nereye götürüyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kimliksizlik! Her iki grubunda yapmaya çalıştığı şey toplumsal statülerin zorladığı şartlar. Aslında sadece gençler değil, toplumda genel anlamda böyle bir yozlaşma var. Şimdi bana kızabilirler okumanın ya da okumamanın neresi yozlaşmak ama kastettiğim şey “neyi, niçin yaptığınızla ilgili bir durum. Yozlaşmanın başladığı yer tam olarak burası.  Ne tesettür anlayışımızı rock yazan eteklerinin altına kırmızı pabuç giyerek tesettür böylede olur diyen gotik tipler örneğimizdir; ne de toplumsal statü kaygısıyla master diploması yapan okumuşlar. En büyük örneğimiz, neyi niçin yaptığını bilen, yaşamını şekillendirirken kazandıklarının feda ettiklerine değip değmediğinin kritiğini yapabilen bir anlayış metodudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nafiye, gelecekten beklentilerin neler?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gelecek de bir gün gelecek diye bir söz vardır. Gelecekse başım gözüm üstüne. Ama beni hayatımın merkezi olan değerlerimden alıkoymayacak, bilinçlenme ve eğitim alanlarımı yalan bilgilerle sulandırmayacak bir zaman aralığı istiyorum.  Savaşsız bir dünya istiyorum. Vicdanlı insanların vicdansız yöneticilere galip geldiği ülkeler istiyorum. İnanç özgürlüğü ve eğitim özgürlüğü istiyorum. Hayırlı bir ömür ve ölüm istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kitapevleri yerine kafelere gidiyoruz; radyo programlarını dinlemek yerine facebookta video paylaşıyoruz? Sahi, bilerek ya da bilmeyerek sistemden biz de mi nasibimizi alıyoruz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sanırım sistem bizi kendi çarklarından biri haline zaten getirmiş. Biz hala acaba ben de sisteme dâhil miyim bilinçsizliğindeyiz. Sistem biziz. Çarklar sayemizde dönüyor. Kapitalizmin modern oyuncakları kucağımızda, hayatımızda, yatağımızda, okulumuzda, işyerimizde, ailemizde her yerde herkesten daha çok değerli hale gelmiş durumda. Sanırım buna meydan okuyabilecek kadar cesur değiliz. Yeni alternatif soluklanma alanları oluşturamıyoruz. Sadece kitaplar var elimizde.  Ama onlar hakkında da üzücü bir kehanetten bahsetmek istiyorum. Nurdal Durmuş bir radyo programında 80 sene sonra kütüphanede ki kitaplarınız servet değerinde olacak bu gidişle matbu baskı 15-20 yıl sonra kalkacak diye bir öngörüden bahsetmişti. Kitaplarda elimizden giderse geride kocaman birer hiç olarak kalacağız sanırım. Aklımız başımızda mı bilmek istiyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;RUMEYSA ÇAMDERELİ (20 Yaşında): &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘&lt;strong&gt;Müslüman olmak’ Türkiye’deki gençleri bir arada tutuyor mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gençlerin bir arada olduğunu düşünmüyorum öncelikle. Eğer öyle olsaydı dünyanın birçok yerinde üniversiteler işgal edilirken, Türkiye’de ise onlarca yasak(başörtüsü de dâhil olmak üzere) üniversitelerde uygulanırken sessiz kalınmazdı. Ayrıca, ancak Müslümanlar, Müslüman olmayanlar, İslamcılar, Liberaller, Solcular… Birçok kesimden insanın içinde olduğu ‘bir aradalık’lar görünür olabiliyor son dönemde, yenidünyaya oluşturulan cevap bu bence. Eski dönemlerdeki kutuplu yapılar, keskin ayrımlar, bölünmüş kimlik durumları bir süredir geçerli değil aslında. İnsanlar birden fazla kimliğinin farkına vardı, başka kimliklerle yüzleşti bence, en azından muhalif kesim içerisinde. Henüz özgür olmadık metni geliyor aklıma bununla ilgili, 2 sene önce başörtülü kadınlar tarafından yayımlanmıştı. Bu tartışma ile ilgili olarak önemli bir referans noktası olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rumeysa, gelecekten neler bekliyorsun?&lt;/strong&gt;Aslında gelecek üzerine kurgular yapmayı sevmiyorum. Günün koşulları içerisinden geleceğe cevap oluşturulduğunu düşünüyorum. Bireysel geleceğimle ilgili, müzik üzerine uğraşlar veriyorum, emek harcıyorum. Gelecekten, bu emeklerimin boşa gitmemesini bekliyorum. Etrafımdaki gerçeklikle ilgili de, içinde bulunduğum alanlarda (üniversite kampusu, içerisinde bulunduğum sanat alanları) doğru olduğuna inandığım şeyleri gündemleştirmeye çalışıyorum. Gelecekten de bu çabalarımın yanıtsız kalmamasını, benim gibi düşünen, benim gibi düşünmese de baskıcı olmayan bütün fikir yapılarına açık insanların çoğunlukta olduğu alanların var olmasını bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Lise, üniversite öğrencisiyken okuldan atılan, fişlenen, polisle karı karşıya getirilen gençlerdeki ‘devlet ve güven’ kavramlarına bakışı nasıl tamir edilecek?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bence tamir edilmesi beklenmemeli. Özellikle de Türkiye Cumhuriyeti devleti söz konusu olduğunda, sürekli ideoloji değiştiren, yeri geldiğinde Sünnî, yeri geldiğinde laik, yeri geldiğinde eşitlikçi, yeri geldiğince despot olan bir devlet kavramına zaten hangi dönemde olursa olsun güvenmek gerektiğini düşünmüyorum. Sosyal bilimci değilim, çok derinlikli açıklamalar getiremiyorum, ama arkadaşlarımla tartışmalarımdan aklımda kalan birkaç şey var devlet mefhumuyla ilgili olarak: Ulus-devlet ya da değil, devlet kurgu bir kavram asıl olarak. Toplumun yararı için kurulduğu iddia edilen, ancak sosyal devlet arayışları dışında her zaman toplumdan ayrı işletilen bir sistem. Peygamber Efendimiz dönemindeki yönetim biçimi de literatürde “devlet” olarak geçmiyor. Aslında devletin toplum içerisinde eridiği değil de, ona toplumun, dışarıda bir şeymişçesine “güven” duyduğu bir durum zaten başlı başına sorunlu. Bu sorun ancak yüksek siyaset unsurları ve şu an devlet adını verdiğimiz güç odakları kendi konumlarından ve koltuklarından vazgeçtikleri zaman tartışılabilir hale&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ŞEYMA ERSOY: (20 yaşında): &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’de gençleri bir arada tutan şey, yaşanan onca şeyden sonra yine de ‘Müslüman olmak’ mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kargaşanın önü alınmaz hale gelmemesinin en büyük etkeni Müslüman olmak. Ama gençler Müslümanlıklarından ötürü bunu yaptıklarının çok farkında değiller gibi. Aslında gençlerin bir arada olduğunu pek düşünmüyorum ben. Birbirlerinden uzak ve mesafeli… Gençleri her şeye rağmen bir arada gibi gösteren şeyse onlarında anlayamadığı bir şey, bizimde. Kültür diyebiliriz, insanlık diyebiliriz, toplum olma gereği diyebiliriz... Ama söz konusu yalnızca Müslüman gençlik ise evet onları bir arada tutan az da olsa “Müslümanım” demeleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Muhafazakâr gençlerin ‘kendi’ cafelerinin olması onların görünürlüğünü arttırıyor mu? Yoksa arka bahçe ve ön bahçe ayrımını arttırıyor mu?&lt;/strong&gt;Evet, görünürlüğü artıyor kesinlikle. Ama bundan yola çıkarak ön bahçe arka bahçe ayrımı yapmak zor. Zamana ayak uydurmaya çalışmak gibi algılıyorum ben. Daha çok kendi cafelerinin olması, sadece, daha rahat ve tarzına, yaşantısına uygun, içine sinen bir mekânda vakit geçirme arzusundan kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir yandan apolitik gençlerin sayısından şikâyet edenler varken; diğer yandan okuyan, araştıran, master diplomalarını üst üste ekleyen yeni bir gençlik profili de arkadan sessizce geliyor sanki. Sistemdeki bu karmaşa bizi nereye götürüyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Buna bende inanıyorum ya da inanmak istiyorum. Arkadan böyle bir gençlik geliyor diye ümitleniyorum bazen, bazen de yok diyorum olmayacak bu iş, arkama döndüğümde hiç kimseyi göremiyorum. Bu kararı verememişken bu durumun bizi nereye götürdüğüne dairde pek fikrim yok, iyiye götürmesini ümit ediyorum tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gelecekten neler bekliyorsun?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İnsan olarak kalabilmeyi, insan olarak kalanlarla birlikte olmayı. Ben biraz karamsar biriyim galiba geleceğe dair büyük hayaller ya da beklentiler içine girmiyorum, yaşadıklarımdan kaynaklanıyor belki de, ya da yaşadığım ülkeden. Az şey beklersem az üzülürüm diyorum. Ve herhangi bir olay karşısında "Burası Türkiye kardeşim her şey beklenir" sözünü bir daha hiç kullanmamayı temenni ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Ümmügülsüm TAT&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-6414217333025155407?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/6414217333025155407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/genclik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/6414217333025155407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/6414217333025155407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/genclik.html' title='GENÇLİK'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/S41Qzh1HYgI/AAAAAAAAAEY/3j4nZE6sXQo/s72-c/nafiye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-5402512050075783769</id><published>2010-03-02T09:37:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T09:44:54.604-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genel yayın yönetmeni&apos;nden'/><title type='text'>DÜNYA BİR LEZZET VERİR, BİN ELEM ÇEKTİRİR*</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Haberiniz olsun; "kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur."&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; (Rad Suresi, 28 )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Dünya rahatı, ahiret rahatına nispetle yok gibidir. Cismani lezzet, ruhani lezzete nispetle bir hiçtir. Hiçe iltifat etmeyiniz. Belaların en şiddetlisi Enbiyaya, sonra evliyaya, sonra halifeleredir. Enbiya ve evliya yolunun yolcusu olduğunuzu en büyük nimet bilip hiç bir beladan elem duymayınız, aksine lezzet alınız. Kur'an-ı Kerim'de "bir zorluk" iki kolaylık arasında geçer. İnşallah yakın zamanda zorluklar bitecek, her tarafta düşmanlar hakir ve zelîl olacaktır. Yanımda Allah'a ahdettiğiniz şeyleri sakın ha bozmayın ki her zaman mansur ve muzaffer olasınız.”&lt;/em&gt;Akşemseddin Hazretleri’nin Fatih Sultan Mehmed’e Mektubu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dünyaya eyvallahı olmayan iki kişi…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir akşam vakti…&lt;br /&gt;Gece inmekteyken şehrin üstüne.&lt;br /&gt;Alacayken hava, göz gözü görüyorken henüz…Onların gözü birbirlerinden başkasını ve dünyayı görmüyordu…&lt;br /&gt;Belli ki karı koca…&lt;br /&gt;Çöp toplamışlardı. Demir tekerlekli arabaları teneke yağ kutuları, plastik şişeler, karton parçalarıyla doluydu. Gün biterken evlerine gidiyorlardı. &lt;br /&gt;İşleri iyi gitmiş, günü kurtarmışlardı. Yarına ‘Allah kerim’di.&lt;br /&gt;Bugün karınları doyacak, yüzleri gülecekti.&lt;br /&gt;Ve onlar birbirlerine gülerek, gülüşerek, neşelenerek, şunum yok, bunum yok dertlenmelerinden, arabayı yenileyemedim, eşyayı değiştiremedim, vitrinde gördüğüm şunu, bunu alamadımlardan, dünyanın gamından, nefsin dipsiz kuyusundan uzak duruyorlardı.&lt;br /&gt;Pek çok insanın içini kemiren ‘ben niye bu haldeyim, ben buna mı layığım’la ortaya çıkan kendini gökten yere indirememe hastalığına, onun şunu var, bunun bunu, benim niye yok, hasetlerine ruhlarını kemirtmiyorlardı.&lt;br /&gt;Mutluydular işte…&lt;br /&gt;Her şeyi olup da kapitalist sistemin ‘ihtiyaçlar sınırsız’ yalanına bile isteye kanan ve ‘hep mutsuz’ olanlara mutluluk dersleri veriyorlardı…&lt;br /&gt;Bir demir tekerlekli çöp arabası, dünyaya eyvallahı olmayan iki kişi, arabalarını zar zor ama gülerek iterlerken, mutluluğu cüzdan, vitrin, banka hesabı üçgeninden çıkartıp, yarım ayakkabıyla hayata meydan okuyorlardı…&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Turuncu’dan…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dergimiz yazarlarından, pek kıymetli hocamız Fatma Betül Satoğlu’nun bir kızı dünyaya geldi.  Gözümüz aydın oldu…Sevindik…Kızımıza Allah analı, babalı, sağlıklı, mutlu, hayırlı, istikamet üzere bir hayat nasip etsin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bediüzzaman Said-i Nursi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Halise ÇİFTÇİ&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-5402512050075783769?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/5402512050075783769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/dunya-bir-lezzet-verir-bin-elem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5402512050075783769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5402512050075783769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2010/03/dunya-bir-lezzet-verir-bin-elem.html' title='DÜNYA BİR LEZZET VERİR, BİN ELEM ÇEKTİRİR*'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-9149335859664537604</id><published>2009-12-20T13:18:00.000-08:00</published><updated>2009-12-20T13:23:03.027-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genel yayın yönetmeni&apos;nden'/><title type='text'>Aylık Kadın Dergisi Turuncu</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Sy6VXbvD5UI/AAAAAAAAAEA/wNJ1bu93Fmg/s1600-h/SCAN0018.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417431631587960130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 138px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Sy6VXbvD5UI/AAAAAAAAAEA/wNJ1bu93Fmg/s200/SCAN0018.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Karpuzdan gemiler, düş perdeleri, gözyaşı denizleri&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Denizi nerden bulacaktık ki…&lt;br /&gt;Gemileri.&lt;br /&gt;‘Delilik ülkesinin hüzünlü hikayeleri toplayıcıları’ olarak asık suratlı fotoğrafların her yeri kuşatmasını izlerken…&lt;br /&gt;Denizi nerden bulacaktık ki…&lt;br /&gt;Gemileri.&lt;br /&gt;Bildiğin bozkırda işte.&lt;br /&gt;Nefeslerimizi buzdan kılıçlara çeviren ayazda, sessizce ağlayarak gözyaşlarımızın karpuzdan gemilerimizi yüzdüreceğini hayal edip durduk…&lt;br /&gt;Gökyüzüne usulca uçurduğumuz dua kuşlarının düş perdemizin başrol oyuncuları olduğunu da zaten kimse anlamadı…&lt;br /&gt;Her fotoğraf asık suratlıydı.&lt;br /&gt;Sahi söylüyorum.&lt;br /&gt;Korktuk.&lt;br /&gt;Her fotoğraf yanılsamaydı bu da sahi.&lt;br /&gt;Ve her fotoğrafa çarpmamızda sol kolumdaki uyuşmalara engel olamamam da.&lt;br /&gt;Kalbimin bir gün artık bu kadar asık suratlı fotoğrafı kaldıramayacağı endişesiyle kendi yüzüme bakamadığım da.&lt;br /&gt;N. Fazıl’ın ‘ağlayın belki sular yükselir de kurtulur gemi’ umuduna tutunarak, başımızda dua kuşları…&lt;br /&gt;Yorgun ve suskun…&lt;br /&gt;Rabia karpuzdan gemilerimizi bozkırda gözyaşlarımızla yüzdürme hayalimizi hadi bana tekrar tekrar anlat. Bulvar boyunca gemimiz karpuz, denizimiz gözyaşı, yükümüz gam, akıp gidelim…Hadi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vakit tamam…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Düş perdemizde ‘karpuzdan gemileriyle’ yolculuğa çıkan Ahmet Uluçay ‘vakit tamam’ deyip indi ya. Bir bozkır köyünde bir deniz kabuğuna hikayeler yazan ve tek hayali köyüne kuracağı seyyar bir perdede karpuzdan gemilerini nasıl yüzdürdüğünü anlatmak olan kimse kalmadı…Kalmadı.&lt;br /&gt;Aslında karpuzdan gemi olmazdı ve bozkır deniz değildi. Görülen düştü…Ve son filmi için para bulamadığı da buz gibi gerçekti. Asık suratlı fotoğraflara her çarptığında onun da kolunun uyuşup uyuşmadığını da artık hiç soramayacağız ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Daim Allah…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse siz beni zikredin ki, ben de sizi anayım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anarsan anılırsın…Bu sözü küpe diye kulağıma taktığımdan beri…Vakit tamam olduğunda ananlardandı diye adlandırılmak için ve kalbimin mutmain olması için, solukları ferahlatıp, genişlettiği için daim Allah…Hep Allah…Hu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Halise Çiftçi&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-9149335859664537604?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/9149335859664537604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/aylk-kadn-dergisi-turuncu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/9149335859664537604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/9149335859664537604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/aylk-kadn-dergisi-turuncu.html' title='Aylık Kadın Dergisi Turuncu'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Sy6VXbvD5UI/AAAAAAAAAEA/wNJ1bu93Fmg/s72-c/SCAN0018.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-7877790936299116889</id><published>2009-12-19T08:36:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T08:42:09.164-08:00</updated><title type='text'>AYLIK KADIN DERGİSİ TURUNCU ARALIK 2009 SAYISI ÇIKTI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Sy0CDrGqiNI/AAAAAAAAAC4/oSeD-D_mmxQ/s1600-h/SCAN0017.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416988188930115794" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 145px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Sy0CDrGqiNI/AAAAAAAAAC4/oSeD-D_mmxQ/s200/SCAN0017.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aylık Kadın Dergisi TURUNCU bu kez aralık bir zamandan seslendi okurlarına. Sanattan, felsefeden, mutfaktan, sinemadan, hikâyeden, şiirden… Sesler topladı usulca. Turuncu ekibinin gündeminde bu ay; Zikir, Anadolu terapisi, hatıra-lezzet arasında kadınlar, karpuz kabuğundan yapılmış gemileri duayla suya bırakanlar, yılsonunda sezon sonu hallerine tutulanlar, Neşeli tabaklar vardı. Figen Koç, gurbetten ve yalnızlıktan yakınan bir anne mektubu yazdı. Zeynep Zelan, Grip ve hijyen takıntısını Kadınlık Halleri’nde anlattı.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ayşe Kaş, Allah’ı zikreden kalpleri… Safiye Gölbaşı, yazarın zikrini… Merve Çetinel, takvimdeki denizi… Ayfer Balaban, dil yarasının tabibesi Ayverdi’yi… Ümmügülsüm Tat, “Ver demimi, Al gamımı” diyerek suya bırakılan düşleri yazdı. Cihannur Çalapkulu “Sarı Seni Açmış” diye söze başladı. Vildan Özcan susma özlemlerini anlattı. Merve Koçak Kurt, Serinin sonunda eskitilmiş bir günlükten notlar paylaştı. Lamia Levent Kurban ve şükran’a dair izlenimlerini aktardı. İnci Okumuş, Aşkın Elif Hali’ni anlatan şiiriyle… Rabia Yıldırım, Anne yüzünün anlattıklarıyla… Serpil Doğan, Çarmıhtaki Sahabe ile bu ay Turuncu’daydı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Zeynep Çiftçi Kesikbaş, Sırma Bradley ile Neşeli Tabakları ve onların hikayelerini konuştu. Zeynep Zelan, sinema sayfasında Ahmet Uluçay’ın ardından karpuz kabuğundan yapılmış bir gemide dua niyetine uzun bir yolculuğa çıktı. Kitap Köşesinde Merve Çetinel’in gündemine girmiş kitaplar, Mutfakta Rabia Yıldırımın kış tarifleri vardı. Hayatı tersyüz eden senarist Ayşe Şasa son kitabı Bir Ruh Macerası ile… Hacer Gündüz Kuleden gelen ışığın hatırlattıklarıyla… Ümmügülsüm Tat hatıra ve lezzet aralığında hoşaf yapan kadınların serüvenine dair Elif Ayla ile yapılmış söyleşisiyle… Elife Platin, dillerin hikmetine dair çözümlemeleriyle Turuncu sayfalarındaydı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Evet, vakit aralık bir zamandı ve aralık zamanlar tüm kapı aralıklarının ağırlığını arttırmaktaydı. Bu ay sizde olanı paylaşmak için yola çıktı TURUNCU, bir adak sofrasında, zikrin son duasında… Olur ya hani oralardan hiç gitmeyen hüznün seri sonunda sizinle olmak için… Turuncu’da bu ay farklı duruşlar, farklı kalemler, farklı isimler, farklı izlenimler vardı. Zaman aralığında TURUNCU yine, kendisine has ritmi tüm dünyayı feraha çıkaracak adımlar atmaktaydı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Tüm NT mağazalarından ve seçkin kitapçılardan dergimize ulaşabilirsiniz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-7877790936299116889?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/7877790936299116889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/aylik-kadin-dergisi-turuncu-aralik-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/7877790936299116889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/7877790936299116889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/aylik-kadin-dergisi-turuncu-aralik-2009.html' title='AYLIK KADIN DERGİSİ TURUNCU ARALIK 2009 SAYISI ÇIKTI'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Sy0CDrGqiNI/AAAAAAAAAC4/oSeD-D_mmxQ/s72-c/SCAN0017.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-4807238539909287195</id><published>2009-12-19T08:22:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T08:36:07.257-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu kitap'/><title type='text'>TURUNCU KİTAP</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Sy0AjqeVyWI/AAAAAAAAACw/qGI012xzoOI/s1600-h/zBK344861DB141_250%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416986539493542242" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 249px; CURSOR: hand; HEIGHT: 232px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Sy0AjqeVyWI/AAAAAAAAACw/qGI012xzoOI/s200/zBK344861DB141_250%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz_j-ax-zI/AAAAAAAAACo/skKRmrX6qqk/s1600-h/miyasenin%2520kuzular%25C4%25B1%5B1%5D.JPG"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416985445335694130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 182px; CURSOR: hand; HEIGHT: 210px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz_j-ax-zI/AAAAAAAAACo/skKRmrX6qqk/s320/miyasenin%2520kuzular%25C4%25B1%5B1%5D.JPG" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Miyase’nin Kuzuları&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yazan: Üstün DÖKMEN&lt;br /&gt;Remzi Kitabevi&lt;br /&gt;Roman, 223 Sayfa&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Aslında eşekler değil, insanlar inatçıdır. Bir eşek, derdini anlatamadığı için dayak yer. Dayak yiyen bir eşek, derdini anlatamadığı için dayak yiyen, zulme uğrayan insanlara benzer. Anlamayan döver, anlaşılmayan dayak yer. Dünyanın yükü, hem eşeklerin sırtındadır, hem de insanların. Eşekleri anlamayan insan evlâdı, çuvaldızı kendine batırmalı.”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Yazar, kitabını Eylül 2009’daki sel felâketinde Silivri hayvan barınağında kilitli kalan hayvanlardan sağ olanları birer birer kucaklarına alıp, çamur denizinden kurtaran, isimlerini bilmediği on beş dostuna ithaf ediyor.&lt;br /&gt;Üstün Dökmen bu romanda birebir yaşadığımız ve yaşam boyu karşılaşacağımız toplumsal ve psikolojik açmazları, hayvanların gözünden ve dilinden mercek altına alıyor. Oyunun kuralını koyamayan hayvanların, kendilerine ait olmaması gereken sonuçlarının, hayatlarını nasıl etkilediğini anlatıyor. Hayvanların sevgileri, düşünceleri, özlemleri ve acıları olduğuna inanılması gerektiğini… Olan bitenin hayvanlar üzerinden okura aktarılması, yaz sabahlarında sisler içinde kalan ovalar gibi buğulu ve büyülü bir atmosfer yaratıyor. Romanın sonunda bu sis dağılacak, belki çiy taneleri gibi birkaç damla yaş kalacak gözlerimizde… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Kadının Konumu Nasıl Değişti? / Feodalizmden Kapitalizme&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yazan: Sheila Margaret PELIZZON&lt;br /&gt;Çeviren: İhsan Ercan SADİ, Cem SOMEL&lt;br /&gt;İmge Kitabevi,&lt;br /&gt;Araştırma, 440 Sayfa&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Ataerki çok eski bir kurum olabilir, fakat kadının bugünkü tabi konumu ne Mezapotamya’nın, ne Roma İmparatorluğu’nun, ne kadim İsrail oğullarının, ne de kadim tarihin sayfalarında görülen başka herhangi bir topluluğun “geleneksel” ataerkine benzemektedir. Bugünkü durumumuz, atanın hâkimiyeti değildir; erkeklerin devlet eliyle sürdürülen genel egemenliğidir.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Sheila Pelizzon bu araştırmasında, feodalizmden kalma bir zihniyet olduğu öne sürülen ataerkilliğin, modern çağın başlamasıyla etkisini yitirdiğini ve kadınların özgürleştiğini savunan egemen ideolojinin doğruluğunu araştırmakta ve farklı bir sonuca ulaşmakta… Toplumsal cinsiyetin tarih içindeki seyrini, günümüze kadar kadının konumunun toplum içerisinde nasıl şekillendiğini inceleyen kitap, klasik feminist iddialarından öte, çok farklı çıkarımlara varmakta… Sadece tarihçileri değil, tüm meraklıların ilgisini çekebilecek bu eser, kadına bakışın yüzyıllar içerisinde ne kadar değiştiğini ve değişmediğini anlatıyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Merve Çetinel&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-4807238539909287195?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/4807238539909287195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/turuncu-kitap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4807238539909287195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4807238539909287195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/turuncu-kitap.html' title='TURUNCU KİTAP'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Sy0AjqeVyWI/AAAAAAAAACw/qGI012xzoOI/s72-c/zBK344861DB141_250%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-5213497747990678827</id><published>2009-12-19T08:13:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T08:21:32.412-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu yemek'/><title type='text'>AFİYET, BAL, ŞEKER...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz81igB6aI/AAAAAAAAACg/kB8pVxLkjI4/s1600-h/CIMG1381%5B1%5D.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416982448544278946" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz81igB6aI/AAAAAAAAACg/kB8pVxLkjI4/s320/CIMG1381%5B1%5D.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz8aYp_UNI/AAAAAAAAACY/O5PzipQtV-s/s1600-h/CIMG1340%5B1%5D.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416981982045229266" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 312px; CURSOR: hand; HEIGHT: 219px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz8aYp_UNI/AAAAAAAAACY/O5PzipQtV-s/s320/CIMG1340%5B1%5D.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Damaklarınızda esinti oluşturacak, hem de görüntü açısından da onayınızı alacak kurabiye, börek ve salatalarımız var bu ay ki mönümüzde… Önermesi bizden, denemesi sizden… Afiyet, bal, şeker olsun…&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;RULO BÖREK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Malzemeler:&lt;br /&gt;3 Adet yufka&lt;br /&gt;1 Su bardağı beyaz peynir ve kaşar rendesi&lt;br /&gt;2-3 Adet sosis&lt;br /&gt;2 Adet yumurta&lt;br /&gt;1 Çorba kaşığı galeta unu&lt;br /&gt;1 Su bardağı süt&lt;br /&gt;1 Su bardağı sıvıyağı&lt;br /&gt;1 Çay bardağı yoğurt&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yapılışı:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Yumurtaları, sütü ve yağı karıştırın. Üç yufkayı her katına harçtan koyarak üst üste yerleştirin. Önce peyniri sonra da ince doğradığınız sosisleri, sonra da galeta ununu yufkanın üzerine serpiştirin. Kenarlarını içe kıvırıp rulo yapın. Rulodan ikişer parmak eninde kesin ve yağlanmış tepsiye dizin. Fırına vermeden üzerine pul biber serpiştirin. 200 derece ısıttığınız fırında pişirin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;SÜRPRİZ LAVAŞ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Malzemeler:&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;1 Paket hazır lavaş&lt;br /&gt;500 Gr. Az yağlı kıyma&lt;br /&gt;1 Su bardağı ekmek içi&lt;br /&gt;1 Adet kuru soğan&lt;br /&gt;4-5 Diş sarımsak&lt;br /&gt;1 Çorba kaşığı ketçap&lt;br /&gt;1 Çorba kaşığı yoğurt&lt;br /&gt;2-3 Çorba kaşığı zeytinyağı&lt;br /&gt;1 Adet yumurta&lt;br /&gt;1 Tatlı kaşığı kırmızı toz biber&lt;br /&gt;1 Çay kaşığı karabiber&lt;br /&gt;1 Çay kaşığı kimyon&lt;br /&gt;Yarım çay kaşığı karbonat&lt;br /&gt;Tuz&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Yapılışı:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kıymanın içerisine rondodan geçirdiğiniz soğanı ve sarımsağı ilave edin. Diğer malzemeleri de ekleyerek beş dakika yoğurun. Izgara da veya teflon tavada kızartın. Hazır aldığınız lavaşı teflon tavada arkalı önlü hafifçe kızartıp tazelenmesini sağlayın. Burger tarzı servis yapmak için arzunuza göre lavaşa köftelerle birlikte patates kızartması, kıvırcık, turşu, hardal, ketçap, mayonez, domates ve yeşillik yerleştirip sarın. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Rabia Yıldırım&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-5213497747990678827?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/5213497747990678827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/afiyet-bal-seker.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5213497747990678827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5213497747990678827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/afiyet-bal-seker.html' title='AFİYET, BAL, ŞEKER...'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz81igB6aI/AAAAAAAAACg/kB8pVxLkjI4/s72-c/CIMG1381%5B1%5D.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-6323079690925589469</id><published>2009-12-19T07:52:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T11:01:59.228-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>HATIRA VE LEZZET ARASINDA KADINLAR</title><content type='html'>&lt;strong&gt;ELİF AYLA:&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Benim Şerbetlerimden Avuç Avuç Yürek İzleri Akar Bardaklara&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Su kaç farklı şekilde içilir… İlk bakışta gözyaşı olarak akla gelen su ne zaman ve nasıl tat bulur, hikâyat zamanlarında… Hırsla rızık arayanlar dünyasında; şerbetten, hoşaftan, lezzetten ve hatıradan nafaka çıkaranlar “Dünya üzerinde herkese yeterince kadar rızık olduğu” bilgisine nerden sahiptir… İnsan ne zaman hayatı israf etmekten vazgeçer… Geçmişe ve geleceğe razı olmanın tarifi nerede gizlidir… Bir kadının adı ne zaman Lamelif olur… 80 li yıllarda “İlle de kariyer” diyen annelerin kızları 2000 li yıllarda neden master diplomalarını çekmeceye koyup pastane açmış, cafe işletmiş, ‘yalnızca anne olmayı’ hayatın tüm kimliklerinin önüne geçirmiştir… Peki ya Anadolu’ya dönen hallerimiz; kına gecelerini, adak sofralarını, şerbetleri, börekleri, mevlitleri, büyük evleri, anneanne dualarını özleyişlerimiz sahi nereden gelmektedir…&lt;br /&gt;Kalbin Limon Hali’nden sonra ikinci kitabı Şerbet Ve Hoşaf ile okuyucusunun karşına çıkan Elif Ayla ile konuştuk bu ay hatıra ve lezzet arasında bir köprü görevi yapan hoşafları, şerbetleri, kadınları. Hayy yayınlarından çıkan kitapta hoşafların, şerbetlerin ve ömründen lezzet geçmiş kadınların hikâyelerini anlatan Elif Hanım kendisine has üslubuyla cevaplandırdı tüm sorularımı. Tarık Bin Ziyad gibi gemileri yakan, okuntuları bereketli kılan, her şeyin ‘edep’ dairesinde yaşanmasını sağlayan hayat denklemini… İncelikleri, Lamelif hallerini, otların davetini bir bir anlattı. Elif Ayla, anlatırken masalların içinden, büyük evlerden, dört elif miktarı bir ahtın içinden geçirdi sanki beni. Adım attığımız her yerde evde yapılmış böreklerin, şerbetlerin, otların, gökten düşecek son elmanın kokusu vardı sanki. Şimdi bir de siz bakın, o koku hâlâ oradadır belki.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Şerbetlerin, otların, meyvelerin hikâyesiyle bir coğrafyanın yaşanmışlığını anlatma fikri nasıl ortaya çıktı?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Aslında şerbetler ve coğrafya birbirinden bağımsız değiller. Yani toprak, insan, nesne… Hepsi, birbirinin içinden geçiyor. Kadim medeniyetimizin içinden süzülerek gelen bizler, yani Müslümanlar evreni dönüştürmek hakkını kendinde görmeyen, onu temaşaa eden insanlarız. Temaşa etmek, doğal olarak birbirine eklemlenmeyi, içinden geçmeyi gerektiriyor, getiriyor. Somutlaştıralım haydi, bir meyve, aslında bir meyve değil. Toprağa düşüşüyle, dilimize değişi arasındaki serüven, öncesi ve sonrasıyla, hep insanla birlikte. Benim için yaratılmış olanın, benim hikâyemde hayat bulmasından doğal ne var aslında. Meyve ve o otlar, her birine iyi ki o Efendim'e sevdirilen koku verilmiş. Koku, hangimizi tutup da bir yerlere savurmaz ki. Ben onların davetine uyuyorum. Alice’in Harikalar Diyarı veya Harun Reşit’in Binbir Gecesi gibi. Kokuya düşüyorum, bakıyorum, orada hikâyeler dizilmiş...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;'&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Otların daveti' diyorsunuz. Modern ve gelenek çatışmasında otlar mıdır doğru yol haritasını bize çıkartan?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Aslında insan insandır. Modern ya da değil. Hissediş aynıdır. Seviş aynı. Özen aynı. Bir şeyler değişiyormuş, öyle diyorlar. O halde, ben yine kadınlara bakıyorum, hadi, yükün ağırını biz taşıyalım yine. Cepheye mermi taşımaktan daha zordur belki geleneği taşımak. Küreselleşen bir dünyada, seri üretilen hayatların içinden koku taşımak, yarınlara koku bırakmaya çalışmak çok güç biliyorum. Kadınlar bir gayret deyip, koku avcılığına çıkacaklar. Böreklerini evlerinde yapıp, çocuklarına o kokuyu duyuracaklar. Hiç zor olduğunu düşünmüyorum, elimde hamur mayalıyorum, 15 dakika sürüyor, ekmeğimi kendim yapıyorum. Ama inanın, mayalı hamur evimize öyle bir koku salıyor ki, şefkat bu. Ekmeğe edilen yemini anlıyor insan. Yani ki koku, kim nereye gitmek isterse, oraya götürüyor insanı. O bir köprü. Gökkuşağı gibi. Üstünden geçenin başına üç elma düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Peki ya şerbetlerin kokusu? Bir kadın ne zaman şerbet yapar? Hangi rol aralığında, hangi durumda suya atılmış nane yüreğini açar?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Kadınlar hep konuşur. Susarken de, içinden konuşurlar. Sessiz sessiz, usulca konuşurlar. Ve şerbetler, onların en suskun hallerinin sesleri bence. Hüzün keder gibi algılanır. Hâlbuki farkındalıkla ilgili bir şeydir. Neşe, hüzün, bütün susarak konuşmaların şahididir şerbetler. Düğünde de, cenazede de, bir sürahiye yürekler düşer. İkisinde de ve iki aradakilerde, hep yürekler suya akar. Anne eli değmiş gibi diyorlar ya, annenin parmak uçlarından aşk akar çünkü. Muhabbetlidir onlar. Ve bir şeyin gibisi olmaz efendim. Benim şerbetlerimden avuç avuç yürek izleri akar bardaklara.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Ümmügülsüm Tat&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(Devamı TURUNCU Dergisi Aralık 2009 Sayısında)&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-6323079690925589469?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/6323079690925589469/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/hatira-ve-lezzet-arasinda-kadinlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/6323079690925589469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/6323079690925589469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/hatira-ve-lezzet-arasinda-kadinlar.html' title='HATIRA VE LEZZET ARASINDA KADINLAR'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-1621912426492103861</id><published>2009-12-19T07:46:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T07:52:20.891-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu sinema'/><title type='text'>AHMET ULUÇAY'IN ARDINDAN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz2LV_lsaI/AAAAAAAAACI/XhS8x5NY53Y/s1600-h/kk%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416975126562714018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 223px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz2LV_lsaI/AAAAAAAAACI/XhS8x5NY53Y/s320/kk%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gazetede fotoğrafını gördüğümde içimde bir umut belirdi. İlk okuduğum kelime “son filmi…” oldu. İçimde bir şey ışıdı, herhalde dedim, son filmini tamamladı Uluçay usta. Cümlenin devamı yumruk gibi oturdu içime. “son filmini çekemeden hayata veda etti”. Nasıl yani, dedim, inanamadım, haberin devamını okudum. Hep bilindik cümleler. “Uzun süredir tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu.” Daha geçenlerde Kanal a’da yayınlanan Benim Sinemalarım programının Ahmet Uluçay’la röportaj yapılan bölümü geçmişti elime. Oturdum tekrar izledim. Hayallerini, sinema aşkını, anlaşılmazlığın yalnızlık yükünü, sinemayla hafifletmeye çalıştığı ağrılarını dinledim. Son filmi “Bozkır’da Deniz Kabukları”nı tamamlaması temennisiyle bir kez daha hatırlamıştım ki acı haberi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filmiyle hayatını yansıttığı o naif, içten, samimi filmiyle tüm Türkiye’ye, hatta dünyanın pek çok ülkesine sesini duyurmuştu Ahmet Uluçay. Geç bulduk, erken kaybettik. O filmle, kim bu adam diyerek bozkırda sinema aşkıyla yeşerttiği hayatını tanıdık. 1960 yılında, Kütahya’nın bir köyünde ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde tanıştı büyülü fenerle. Sinema salonlarından topladığı artık film karelerini birbirine ekleyerek ahırlarda arkadaşlarına yaptı ilk film gösterilerini. Ancak ailesi 'sinema, resim zengin çocukların işidir' diyerek bu tutkusunun önüne geçmeye çalıştı. Kamyon muavinliği ve inşaat işçiliği yapan Ahmet Uluçay'ı bu tutkudan hiçbir şey vazgeçiremedi. Bir gün Almanya'da çalışan bir gurbetçinin verdiği kamerayla hayatı değişti. Köyde tavukçuluk yapan arkadaşı İsmail Mutlu ve bir madende işçi olarak çalışan Şerif Akarsu ile 'Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Grubu'nu kurup VHS kamera ile yönetmenlik macerası başladı. 1992 yılında ilk filmleri 'Optik Düşler'i çektiler. Daha sonra 11 belgesel ve kısa filmle Ahmet Uluçay ismi sinema dünyasında yavaş yavaş bu küçük köyden dışarıya taştı. Kısa film ve belgeselleriyle 22 ödül alan yönetmenin, asıl ünü tek uzun metraj filmi 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'la duyuruldu. Tüm köyün deli gözüyle baktığı adam, tüm sinema seyircisinin önünde saygı eğildiği bir yönetmen olmuştu. Ama onlar hala bunun farkında değildi. Çünkü Uluçay, kazandığı onca ödüle, sahip olduğu onca üne rağmen köyünü terk etmedi, İstanbul’a taşınıp daha iyi imkanlarla film çekmek için uğraşmadı. Yine köyünde, kurduğu düşlerin peşinden gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bozkırda Deniz Kabukları” filmini, bir gün yolda bulduğu bir deniz kabuğundan ilham alarak çekmeye başladı 2007 yılında. Bu arada hastalığı giderek artıyor, beynindeki tümör, hareket etmesini güçleştiriyordu. Ama o yılmadı, dinlenmesini söyleyenlere “Asıl film çekmezsem ölürüm” diye cevap verdi. Tekerlekli sandalyeyle de olsa, güçlükle de konuşsa filmini çekmeye devam etti. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Zeynep Zelan&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;(Devamı TURUNCU Dergisi Aralık 2009 sayısında)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-1621912426492103861?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/1621912426492103861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/ahmet-ulucayin-ardindan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/1621912426492103861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/1621912426492103861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/ahmet-ulucayin-ardindan.html' title='AHMET ULUÇAY&apos;IN ARDINDAN'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz2LV_lsaI/AAAAAAAAACI/XhS8x5NY53Y/s72-c/kk%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-4367691817859914567</id><published>2009-12-19T07:33:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T07:45:18.233-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>NEŞELİ TABAKLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz0rK71JUI/AAAAAAAAACA/MDVE3x9vAFM/s1600-h/y.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416973474326717762" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz0rK71JUI/AAAAAAAAACA/MDVE3x9vAFM/s320/y.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Sırma Berkok Bradley:&lt;em&gt;Ben beş yaşımda iken ailem bir felaket yaşadı. Ortanca abim onbir yaşında lösemiden vefat etti. Çok küçüktüm bunu kavrayamadım ama evimizde herkes yıllarca sürekli ağladı ve yas tuttu. Evde uzun yıllar hiç gülünmedi. Ailemizin sofraları ise hiç neşeli olmadı. Hep filmlerde, komşularda, arkadaşlarımın evlerinde neşeli ve mutlu sofralara imrendim. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;O, hepimizin bildiği, severek izlediğimiz dizi ve filmlerin, asıl kahramanı. Başarılı bir sanat yönetmeni. Filmi yada diziyi izlerken, aklımıza gelmeyen ama gördüğümüzde de ne güzel düşünülmüş dediğimiz ayrıntıları önemsiyor, gözlemliyor ve o projeye hayat veriyor. “Alel acele yapılan işten hoşlanmam, başarı ayrıntıda gizlidir!” diyor Sırma Hanım…&lt;br /&gt;Aslında onun bu yönünü neşeli tabaklar hazırlamaya başladığında öğrendik. Yeni ve farklı bir program. Orjinal fikirler ve süslemelerin yer aldığı programda her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülüyor. İzlemesi de yapması da bence çok keyifli. Zaten Sırma Hanım’ın pozitif enerjisi ekrandan size de yansıyor.&lt;br /&gt;Programı yapan da bir sanat yönetmeni üstelikte işini severek yapan başarılı bir sanat yönetmeni olunca, gerisini siz düşünün…Hayvanları, doğayı, insanları seven pozitif bir insan Sırma Hanım. Bizleri kırmayıp sorularımıza içtenlikle cevap verdiği için kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Neşeli Tabaklar , ağzı kulaklarında yemekler” diyorsunuz, işinizi severek yaptığınız çok belli. Ekranda pozitif bir enerjiniz var.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;Pozitif olmak,sağlık ve mutluluğun ilk şartı bence. Dünyada gülebilen tek yaratık insan öyle değil mi? Gülmek ise en iyi ilaç. Bence bunlar yaşamın gerçek zenginlikleri. İşimi severek yapıyorum, belki ondan pozitif enerjiyi hissediyorsunuz. Gerçi yıllardır kamera arkasındayım ama kamera önünde biraz heyecanlanıyorum. Bizde belli bir yazılı bir metin de yok her şey doğaçlama, aklıma geleni anında söylüyorum. Geçen cuma çekim yaparken un helvası kavurdum, civciv şeklinde de süsledim.Türe’de ismini de cikcik helva koydu. Helvayı anlatırken işte ölmüşlerimizin ruhuna cikcik helva yaptım demezmiyim? : ) ekip kahkaha patlattı ben de sonradan anladım. Oluyor böyle şeyler işte. Allahtan canlı yayın değil de montajda kesecekler. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Pilavdan tavuk teyze, havuç ve dolma biberden palmiye, milföy hamurundan el böreği gibi daha sayamadığım yaratıcı ve hayal gücünüzün zenginliğini gösteren birçok neşeli tabaklar yapıyorsunuz. Nerden aklınıza geliyor bu zevkli sunumlar?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Aslında bütün bu neşenin ardında biraz üzücü bir hikayem var. Çocukluğumun ilk yarısı deniz kenarında oldukça ıssız iki katlı, kocaman bir evde arkadaşsız ve hüzünlü geçti. Arkadaşım olmadığı için defne yapraklarından taçlar, gelincik çiçeğinden minik bebekler,gül yaprağından dudak ve tırnak, portakal kabuğundan takma dişler yapıp kendimi oyalardım. Mutfağa girer küçük aliminyum tavalarda hamurdan ekmekler, kekler,kurabiyeler yapardım. Daha sonraları tuvalet kağıdı rulolarından kuklalar ,çeşitli boyalarla resimler yapmaya başladım. Hep çok yaratıcı bir çocuktum. Okul yıllarında her katıldığım resim yarışmasını kazandım. Uluslararası bir resim yarışmasında dünya ikincisi oldum ve gümüş madalya kazandım. Ben beş yaşımda iken ailem bir felaket yaşadı. Ortanca abim onbir yaşında lösemiden vefat etti. Çok küçüktüm bunu kavrayamadım ama evimizde herkes yıllarca sürekli ağladı ve yas tuttu. Evde uzun yıllar hiç gülünmedi. Ailemizin sofraları ise hiç neşeli olmadı. Hep filmlerde, komşularda, arkadaşlarımın evlerinde neşeli ve mutlu sofralara imrendim. Hayal gücü acaba bazı şeylerin noksanlığın dan mı gelişiyor? Bunu merak ediyorum. Yani şimdiki çocukların o kadar çok oyalanacak şeyleri var da ondan mı hala tatminsizler? Hazıra alışmışlar keratalar. Taş üstüne taş koymak istemiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Zeynep Kesikbaş&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;(&lt;em&gt;devamı TURUNCU dergisi Aralık 2009 Sayısında&lt;/em&gt;)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-4367691817859914567?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/4367691817859914567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/neseli-tabaklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4367691817859914567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4367691817859914567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/12/neseli-tabaklar.html' title='NEŞELİ TABAKLAR'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WxpP0weF2JY/Syz0rK71JUI/AAAAAAAAACA/MDVE3x9vAFM/s72-c/y.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-6894935499753263857</id><published>2009-10-03T14:15:00.000-07:00</published><updated>2009-10-03T14:17:25.684-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu yazılar'/><title type='text'>“ON”Dalık Bayram Tasarısı</title><content type='html'>Gözlerimi açtığımda gerçek dünyaya dönmem gerekmiyor muydu? Ama her şey ters gitmeye başladığında mantık da bir yerlerde kayboldu. Bu yüzden rüyama gözlerimi açtım. Geri dönebilecek miyim bilmiyordum. Ama şu an için bu evreni evim kabul etmem gerekiyordu yoksa çıldırmak işten bile değildi.&lt;br /&gt;Babası tarafından terk edilen bir çocuk kadar naif bir hüzün içindeydim. Oysa ki kendime ilişkin hiçbir anıya sahip değildim. Boşluğun içinde kocaman bir balon. Boşluktan ibaret. Oysa ki yaşamak denilen şeyin içinde geçmiş, şimdi ve gelecek olmalıydı. Başka bir tanımlaması yoktu hayatın. Şimdi bu yeni betimleme şaşkınlığa doğru yol alıyorsa bu benim suçum muydu?&lt;br /&gt;Bir kapı gördüm. Kapılar çıkıştır ama aynı zamanda giriş de olabilirlerdi öyle değil mi? Bir an önce karar vermeliydim. Cesaret denen kelimenin arkasında hiçbir çağrışım yoktu. Siyah ve beyazın hiç birbirine bulaşmadığı, griye hiç yer kalmayan bir dünyadaydım.&lt;br /&gt;Düşündüm. Beklemek başına gelecek olana müstahak olmak demekti. Beklemek bir etkinin tepki görmesine yarardı ancak. Beklemek o anda hissettiğime göre bana göre değildi. Kapıya ulaştım ve onu yavaşça araladım. Hazır olmak, kabul etmek, katlanmak zorundaydım.&lt;br /&gt;Çocukluğum karşıma çıkınca önce irkildim. Bu aynaya bakmaya benzemiyordu. Bu geriye bakmaya da benzemiyordu. Bu, şimdi düşündüğümde, çok eskiden hissedilen bir bayram sabahı heyecanına benziyordu. Korkuyla karışık olan hani….Beklentilerinizin fazla yüksek olup olmadığına karar veremediğiniz….Her geçen saniyenin sizi mutsuz sona, bayramın ilk gününün sonuna yaklaştırdığından korktuğunuz….Çocukça bir coşkuyla korktuğunuz….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vildan Özcan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(devamı Aylık Kadın Dergisi TURUNCU Eylül 2009 sayısında)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-6894935499753263857?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/6894935499753263857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/ondalk-bayram-tasars.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/6894935499753263857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/6894935499753263857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/ondalk-bayram-tasars.html' title='“ON”Dalık Bayram Tasarısı'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-2674789234675125761</id><published>2009-10-03T14:10:00.000-07:00</published><updated>2009-10-03T14:13:11.724-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu yazılar'/><title type='text'>Rızayı Yeniden Talim</title><content type='html'>&lt;em&gt;Biz kulunuz, sen yaratan&lt;br /&gt;Biz isteyeniz, sen veren&lt;br /&gt;Biz aciziz, sen mutlak güç sahibi&lt;br /&gt;Senden gelene sızlanmak,&lt;br /&gt;Senden gelene kızmak,&lt;br /&gt;Senden geleni çirkin görmek,&lt;br /&gt;Yakınmak,&lt;br /&gt;Takdirine itiraz etmek ne haddimize!&lt;br /&gt;Bizimkisi acizlik&lt;br /&gt;Bizimkisi nefsanilik&lt;br /&gt;Bizimkisi kendini bilmezlik&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Af aman ya Rabb! Elest bezmi’nde ‘bela’ diye ikrar verdik. İmanımız ve ikrarımız gereğince münasebet kurmak isteriz seninle ve yarattıklarınla. Lakin; emir ve buyruklarına boyun eğip yasaklarından kaçınmaya, makbul ameller işlemeye çabalarken münasebetlere ayar tutturamayız. Kalbimiz altüst olur. Tefrik ve temyiz melekelerimize virüs girer. İstikameti şaşırır, zikzak çizeriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Af aman ya Rabb! Hayat ırmağı her zaman duru, dupduru akmaz, her gün günlük güneşlik olmaz, her gece örtmez kederleri biliriz. Lakin; iraden nasıl tecelli ederse etsin “hoştur bana senden gelen” diyemeyiz özümüzle, rıza haliyle karşılayamayız olan biteni.&lt;br /&gt;Sayısız nimet ve ikramlara sevindiğimiz gibi kahırlara da sabredip sana teslim olamayız. Hastalık, fakirlik, dokununca sabredemez, biraz korku, biraz açlık, mal, can ve mahsulün eksilmesiyle imtihan olunurken rahmetinden ümidimizi keseriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ayfer Balaban&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;(devamı Aylık Kadın Dergisi TURUNCU Eylül 2009 sayısında)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-2674789234675125761?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/2674789234675125761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/rzay-yeniden-talim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/2674789234675125761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/2674789234675125761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/rzay-yeniden-talim.html' title='Rızayı Yeniden Talim'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-591744261991259602</id><published>2009-10-03T13:59:00.000-07:00</published><updated>2009-10-03T14:05:55.018-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gökteki yıldızlar'/><title type='text'>En uzaktaki yıldız: VAHŞİ BİN HARB (r.a.)</title><content type='html'>Tüm sesler sustuğunda sırası geldiğini anladı.&lt;br /&gt;Bu uğursuz ıslık onun eseriydi işte. Onun gücünün, onun intikamının, onun nefretinin, onun ne olduğunu bilmediği azatlığının…&lt;br /&gt;Sesler yeniden yükseldiğinde Aslan Avcısı düşmüştü; yanındakiler ve onların yanındakiler de…&lt;br /&gt;Meydanı selamlayan o kutlu dağ ağıtını yakmaya başladığında Sultan-ı Resul Aleyhisselam herkesi susturdu.&lt;br /&gt;Dağ ağlarken yürekler dağlandı. Ayaklarına kapandılar Son Elçi’nin, “İzin ver” dediler…&lt;br /&gt;“Hayır” dedi Ufuk Peygamberi, intikam izni isteyenlere; “Ben onları şimdi Cennet’te kolkola gezerken görüyorum!”&lt;br /&gt;Dağ da sustu.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yetimlerin Efendisi, Şehirlerin Anası’na döndü bir gün; büyük bir son dönüşle döndü.&lt;br /&gt;Onun için kaçmak vardı artık. Azatlığın ne olduğunu öğrendiyse de, intikamını aldıysa da, nefretini dindirdiyse de kaçmak vardı.&lt;br /&gt;Hayatını çekip çeviren kocaman nefret ve intikamların zerresi yoktu çünkü şimdi Şehirlerin Anası’nda. Merhametti, infaktı, neşeydi, ritimdi buranın adı bundan böyle.&lt;br /&gt;Yapamazdı.&lt;br /&gt;Gitti.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Serpi Doğan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(devamı aylık Kadın Dergisi TURUNCU Eylül 2009 sayısında)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-591744261991259602?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/591744261991259602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/en-uzaktaki-yldz-vahsi-bin-harb-ra.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/591744261991259602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/591744261991259602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/en-uzaktaki-yldz-vahsi-bin-harb-ra.html' title='En uzaktaki yıldız: VAHŞİ BİN HARB (r.a.)'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-339265661021166185</id><published>2009-10-03T13:48:00.000-07:00</published><updated>2009-10-03T13:58:24.942-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>Gaye ERGEZEN ZEYTİNİN HAYALİ Filminin Yapımcılarıyla Konuştu</title><content type='html'>&lt;em&gt;Filistin’de küçük bir çocuk Meryem… Annesi ve diğer köylülerle göç ederken babasını terk etmek istemeyen küçük bir kız... Kafileden kaçarak babasına koşuyor, arkasında gözü yaşlı annesi… Küçük Meryem ve annesine yaklaşan silahlı çeteyi babası yetişerek dövüyor. Ancak arkasını döndüğünde Meryem’in babası sırtından vuruluyor. Meryem ve annesi feryat ederek babalarının son nefesinde yanındalar ve baba elinde bir zeytin ağacı fidesi ve evin tapusuyla anahtarını eşine emanet ediyor ve hayata gözlerini yumuyor ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Zeytinin Hayali” filminin senaryosu 1940’lı yıllarda Kudüs’ün “Ayn Karim” köyünde doğan bir kızın gerçek hayat hikayesinden uyarlanmış. Tamamen Türk yapımı Zeytinin Hayali, Ella Film İstanbul Animasyon Stüdyolarında gerçekleştirilmiş. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Endülüs’ün Fethi, Fatih Sultan Mehmet, Nasreddin Hoca ve Selahaddin Eyyübi gibi bir çok animasyon filmlere imza atan Ella Film, “Zeytinin Hayali” filmi bu güne kadar yapılan animasyon filmlerinden farklı olarak sinema formatında ve yüksek standartlarda gerçekleştirmiş. 2007 İstanbul yapımı olan çizgi filmi gerçekleştiren Ella Çizgi Film, İstanbul stüdyolarında 1992 yılından beri birçok çizgi film projesinin yapımını gerçekleştirdi. Ella, bu projelerde çocuklarımızın olumsuz psikolojik faktörlerden korunmasını hedefliyor, seçilen senaryolarla olumlu alternatifler oluşturulmaya çalışıyor. Yapımı iki yılda tamamlanan film, ülkemizde gerçekleştirilen en kaliteli (2D) iki boyutlu Çizgi Sinema Filmi özelliği taşıyor. 250 den fazla sanatçı ve danışmanın çalıştığı filmin yönetmenliğini Omar Alanı, senaryosunu Amed Abdulfafız, yapımcılığını Usame Ahmed Halife ve sorumlu yapımcılığını ise Abdullah Koçyiğit yapmış. Zeytinin Hayali’ile ilgili bilgi veren Abdullah Koçyiğit dergimize şu açıklamaları yaptı:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Filistin ile ilgili böyle bir film yapma fikri nasıl ortaya çıktı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi, Filistin’de yaşanan dram halen kesintisiz devam ediyor, İsrail’in 2002 Cenin baskını ve bu baskında yaşanan katliamlar, o tarihten itibaren gerek görsel gerekse yazılı basında konunun ele alınma şekli ve dramın sıradanlaşması, kanıksanması bizi bu konuda çalışma yapmaya yönlendirdi. Maalesef konuyu filmde anlatıldığı şekliyle bilen çok az insan var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gişe kaygısı olmadan idealler üzerine bir çizgi film yapmak risk miydi sizin için ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet risk aldık, ancak başarı risklerin altında gizli. Hedef izleyici kitlemiz tüm kesimleri kapsıyor. Mütevazi hedeflerimiz var… Ramazan bayramıyla birlikte izleyici sayısının bir milyonu bulacağını öngörüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(devamı Aylık Kadın Dergisi TURUNCU Eylül 2009 sayısında)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-339265661021166185?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/339265661021166185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/gaye-ergezen-zeytinin-hayali-filminin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/339265661021166185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/339265661021166185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/gaye-ergezen-zeytinin-hayali-filminin.html' title='Gaye ERGEZEN ZEYTİNİN HAYALİ Filminin Yapımcılarıyla Konuştu'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-5501533866609652897</id><published>2009-10-03T13:28:00.000-07:00</published><updated>2009-10-03T13:33:03.601-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>NURDAL DURMUŞ: “Çok Dünya Yutmuşsun Ama Oldu İşte Kurtuldun”</title><content type='html'>&lt;em&gt;Aylardan ramazandı. Oruç; esirgenmek ve bağışlanmak kadar razı olmanın kodlarıyla okunmalıydı. Öyle ki içinden bir kerecik olsun “Allah” diyen herkes bu ayda cezaevindeki kadınların, tarladaki annelerin, Gazze’de bir taş daha atan Filistinli çocukların, yetimhanedeki bebeklerin, Somali’de korsanlardan kaçan gemilerin ve bizim kaderimizin aynı el tarafından yazıldığına inanmalıydı. Öyle ki sonu bayramla mükâfatlandırılan bu ay, inanlar için bir müjde sayılmalıydı. O kitap raflardan çıkartılıp, bir gece yürüyüşüne katılırcasına sabaha dek okunmalı… Müteşabih ayetleri kabullenen kalp, yazılanda ‘hayır’ aramalıydı. Belki de bu yüzden ramazan; dua dua yanmış ellerin gözyaşıyla ferahlamasıydı. Ramazan, Allah’tan razı olmaktı. Peki, Allah’ın kendisinden razı olmasını isteyen kul, O’na rızanın hangi noktasındaydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayata Başlık Atamadım” kitabının yazarı ve Sair Zamanlar programının yapımcısı Nurdal Durmuş’a sorduk bu ay kulun yazıya rıza hallerini, yere düşmeyen cümleleri, aynı zamanda ‘teselli edici’ özelliği olan Peygamber Efendimiz (s.a.s)’i… Nuh tufanından sonra defalarca sele tutulmuş ama her seferinde kurtulmuş dünya hallerini. Turuncu’da bu ay kalemi kalbiyle tutan bir yazar ve onun ruh’u onaran cevapları vardı. Rıza-kalp denklemi hiç böyle anlatılmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Razı  olmak, Allah’ın hakkımızda verdiği emirlere ve yazgımıza razı  olmak; sınırlar ve coğrafyalar kadar insanların da büyük imtihanlardan geçtiği bir zamanda nasıl mümkündür?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söze, dünyadan bir adam gibi konuşarak başlayalım. O’nun adıyla... Razı olmak, insanın kendini tanıması, yaradılış gayesini bilmesiyle; aynaya baktığı yüzün, dünden bugüne nasıl kirlendiğini ve temizlemek için O’nun rızalığından başka bir yolun olmadığı düşüncesini, hayatı anlamlandıran bilme refleksini kuşanarak mümkündür. Samimiyet, dilin söylediğini içselleştirme, yaşama ve eyleme dönüştürme biçimidir. Günümüzde insanlığın en temel sorunlarının başında gelen hastalık; inanç, dava, masumiyet veya ortak değerlerimiz adına üretilen bütün kelimelerin, kurgulanan cümlelerin dilden kalbe yol bulamaması, dolayısıyla tatbikinin imkânsız hale gelmesi sorunudur. Evet, içerisinde bulunduğumuz modern hayatın ekonomik, soysal, toplumsal ve aile yapısı bizi asli vazifelerimizden uzaklaştıran “ölüm başa gelmeden” aklımızı başımıza almayacağımız değirmen gibi öğütüyor. Ölüm başa gelmeden diyorum çünkü “o” başa gelince pişmanlığın bir faydası da olmuyor. O halde, mümkün olan en temiz hayatı ölümün gözlerine bakarak yaşayıp, her türlü kirliliğin içerisinde kendi nefsini arındırmayı tercih etme inancını diri tutacak sağlam dayanaklarımızın olması gerekiyor. İnsan önce neyi bilmediğini bilerek işe başlayıp, sahibi olduklarının gerçek sahibi yaratıcıyı, örnek alması gereken peygamberini, yaşam kılavuzu olan kitabını bulup, bilmeli! Sonra modern hayatın ona sunduğu suni yaşam standartlarına son kez yüzünü dönerek şu meydan okumayı yapmalı. Yetmez mi? Ben aradıklarımı buldum, bana bulaşma! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Piyasa şartlarının, reklam yıldızlarının, devrimlerin, sıkıntılı  zamanların izlerini henüz üzerimizden atamamışken Allah’ın himayesinde olduğumuzun kaçımız farkındayız? Dahası  yazıya rızanın hangi noktasındayız?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İlginçtir, yaratıcı şüphesiz bizi, bizden daha çok önemsiyor. Ölüm gibi bir gerçekle “benim himayemdesiniz; kaçışınız, dönüşünüz ancak banadır” kelamıyla kendimizi hatırlatıyor. Oysa unutulmaması gerekenler hatırlatılmaz değil mi? İnsan unutuyor, alışıyor ve uhuvvet ekseninden uzaklaştıkça kibir dağlarının rakımı artıyor! Üstelik bunu, hayatını yaratıcının himayesinden söküp alma kudreti elindeymiş şımarıklığıyla yapıyor! İnsanlık, tanrı tavırları kuşanıp düzeysiz isyanların metaforunda günden güne farkında olmadan yeni kırılmalar yaşıyor. Oysa insana, eşyaya ve her şeye meydan okuyan yaratıcıdır, ölümdür. İnsan için tek çıkar yol, bu meydan okuma karşısında tartışmasız yenilgiyi kabul etmek ve yaratıcının takdirine rıza göstermektir. İnsan bunu yapmayıp, isyan ve şikâyet ettiği sürece hiçbir takdiri değiştiremeyeceği gibi, sadece takdirin sahibinin gazabını celp edecek yeni bir sabırsızlığa düşmüş olur. Elbet ömür ırmağımız ayaklarımızın altından akıp giderken yanılışlar ve yenilişlerimiz oluyor, olacak da. Ama kendi ellerimizle tükettiğimiz hayatın isyankârı olmadan imtihanı kaybetmeme bilincini öğrenmeliyiz. Belki işe nasıl ve niçin yazıya rıza göstermemiz gerektiğini öğrenmekle başlayacağız. Çok bilinen ve belki bugün yaşadığımız hayatı özetler nitelikte bir kıssa vardır. Fırtına çıkınca Allah’a el açıp huzur limanına sağ salim yanaşmak için yalvarmak, ama kurtulunca şükrü unutmak! Bu razılık ve yazgıya rızalık durumu değil bizzat bencillik ve nankörlük halidir. Bilirsiniz, Musa (a.s) münacatında der ki “Rabbim, sen kullarından ne zaman razı olursun?” Şöyle cevap gelir Rabbimizden: “Kullarım ne zaman benden razı olurlarsa!”.   Demek ki bu sorudan hareketle unutmamamız gereken şeyin ne olduğunu tanımlarsak; razı olması gereken değil, rıza göstermesi gereken bizleriz. Razılık belki yaratıcının sınavı geçtiğimize dair vereceği kıymetli bir hediyedir. Kritik soruysa razı olunan kul olmak nasıl mümkün olacak? Cevap Ömer (r.a) aktarılan şu sözde galiba! “İster bolluk olsun isterse darlık, Rabbimin takdiri ne ise ona gönülden razı olurum. Bolluk verince memnun olup darlık verince müşteki olan bir nankörlüğe düşmekten de yine Allah’a sığınırım.”  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(devamı Aylık Kadın Dergisi TURUNCU Eylül 2009 sayısında)&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-5501533866609652897?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/5501533866609652897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/nurdal-durmus-cok-dunya-yutmussun-ama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5501533866609652897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/5501533866609652897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/nurdal-durmus-cok-dunya-yutmussun-ama.html' title='NURDAL DURMUŞ: “Çok Dünya Yutmuşsun Ama Oldu İşte Kurtuldun”'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-1709637176156978549</id><published>2009-10-03T13:23:00.000-07:00</published><updated>2009-10-03T13:27:37.812-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genel yayın yönetmeni&apos;nden'/><title type='text'>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU Eylül Sayısı</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Razı Olmak...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara sabretmeyen,&lt;br /&gt;benden başka Rab arasın! (Kutsi Hadis)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Olduğu hale razı olmayanların, doymaz nefis atına binenlerin dünyasında rıza bilgisini yeniden talim etme zamanıdır.&lt;br /&gt;Yazgısına rıza gösterenlerin içlerinden geçen her rüzgar mütevekkil razı oluyorken Allah’tan…&lt;br /&gt;Azatlığın çetrefilli yolları rıza, azim ve tevekkülden geçiyorken…&lt;br /&gt;Kalbin sorgusuz sualsiz, ‘neden’siz, kavi bir muhabbetle, mutmain reçetelerle ferahlaması içindir sayfalarımıza düşen her harf…Umulur ki karamsarlığımıza, kederlerimize, isyanlarımıza, doymaz nefsimize ilaç olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(devamı Aylık Kadın Dergisi TURUNCU Eylül 2009 sayısında)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Halise Çiftçi&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-1709637176156978549?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/1709637176156978549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/aylk-kadn-dergisi-turuncu-eylul-says.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/1709637176156978549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/1709637176156978549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/10/aylk-kadn-dergisi-turuncu-eylul-says.html' title='Aylık Kadın Dergisi TURUNCU Eylül Sayısı'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-8771599289412595588</id><published>2009-09-18T02:47:00.000-07:00</published><updated>2009-09-18T02:50:26.956-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basında turuncu'/><title type='text'>TEL ÖRGÜYE DÜŞ BAĞLAMAK Anlayış Dergisi Eylül 2009 Kültür-Sanat Gündemindeydi</title><content type='html'>Edebiyat, insan hallerinin kaleme yansıması, kağıda dökülmesidir. Usta kalemler insan tecrübesinin en gizemli yanlarını, yine insanlara anlatırlar edebiyat yoluyla. Ne var ki edebiyat dendiğinde akla gelen kadın yazarların sayısı, erkek yazarlardan azdır. Bu durum kadın gözlüğünden, kadın duyuşundan anlatılan insanlık hallerinin, edebiyatta yeterince temsil edilememesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Oysa savaşların, göçlerin ve her türlü insani dramın en mağdur kesimidir kadınlar. Onların hikayelerinin söylenmeyişini, yazılmayışını ve duyulmayışını sadece edebî birikim açısından kayıp olarak görmek mümkün olamaz.&lt;br /&gt;Tel Örgüye Düş Bağlamak, işte bu gerçeklikten yola çıkan kadınların, Doğu’dan ve Batı’dan kadınların hikayelerini toplama, onları sınırsız, sansürsüz, olduğu şekliyle yayınlama istekleriyle ortaya çıkan bir çalışma. Bu hikayelere kulak vermek, dünyanın daha iyi, daha adil ve daha yaşanılır kılınmasına hizmet edecek.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;ANLAYIŞ, Eylül 2009&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-8771599289412595588?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/8771599289412595588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/09/tel-orguye-dus-baglamak-anlays-dergisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/8771599289412595588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/8771599289412595588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/09/tel-orguye-dus-baglamak-anlays-dergisi.html' title='TEL ÖRGÜYE DÜŞ BAĞLAMAK Anlayış Dergisi Eylül 2009 Kültür-Sanat Gündemindeydi'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-2988524638601274074</id><published>2009-09-07T19:39:00.000-07:00</published><updated>2009-09-07T19:42:17.713-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basında turuncu'/><title type='text'>TEL ÖRGÜLER CUMHURİYETİNDE DÜŞ DOKUYAN KADINLAR</title><content type='html'>Yakın zamana kadar Türkiye-Suriye sınırında; tel örgülerin ve mayın dolu tampon bölgenin yanı başında bir bayramlaşma sahnesine tanıklık ederdi dünya. Birkaç günlüğüne akrabalara karşılıklı vize izni vermek yerine insanlar her iki hükümetin onay verdiği bir noktada buluşur, buluşturulurdu(?).  Sınırın iki yanında yaşayan akrabalar, arkadaşlar bir bayram telaşının ortasında ‘kendilerine yasaların izin verdiği bölgede’ kucaklaşır, kaynaşır, kız ister, söz yüzüğü takar, nişan töreni yapar,  gelin kız çeyizleri taşırdı. Kimi yıllardır görmediği annesine sarılır, kimi çok önceden vefat etmiş bir akrabanın taziyesini iletir, kimi hal hatır sorar; insanın içini ferahlatan bayramlık cümleleri birbirinin ardı sıra dizerdi. Dikenli tellere, hüznün ve âhın yanına düşler bağlanır, dualar bırakılırdı. Yıllarca boyu her bayram sonrası “Sınırda Bayramlaşma” olarak tanımlanan bu buluşma; aslında yavaş yavaş tel örgüler cumhuriyeti haline getirilmek istenen dünyadan kaçış provasıydı. Dünyanın ‘siyaseten’ çizilmiş sınırları, tel örgünün, mayınların, tampon bölgenin iki yanından yankılanan sesler birbirini bulduğunda görünürlüğünü kaybetmekteydi. Hâl böyle iken dünyanın hiç olmadığı kadar büyük bir buluşmaya ihtiyacı vardı. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Halime DURAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(Devamı Ayraç Dergisi Eylül Sayısında)&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-2988524638601274074?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/2988524638601274074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/09/tel-orguler-cumhuriyetinde-dus-dokuyan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/2988524638601274074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/2988524638601274074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/09/tel-orguler-cumhuriyetinde-dus-dokuyan.html' title='TEL ÖRGÜLER CUMHURİYETİNDE DÜŞ DOKUYAN KADINLAR'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-446623984870674867</id><published>2009-07-28T07:48:00.000-07:00</published><updated>2009-07-28T07:50:09.662-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genel yayın yönetmeni&apos;nden'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;em&gt;Dünyaya gelen geçer, bir bir şerbetin içer &lt;br /&gt;Bu bir köprüdür geçer…&lt;br /&gt;Ben cahilim, nasıl bileyim efendim&lt;br /&gt;Nasıl edeyim&lt;br /&gt;Nerelere gideyim?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;S.Yalsızuçanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kalbin yol haritaları…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gözyaşlarının kalbin yol haritalarını çizdiği gerçeği ile kim yüzleşir? Yollar uzun, kim güç yetirir?  Kim nefessizleri sırtında taşır? Düşenleri kim kaldırır? Gönlünü fener etmişlerin ellerini kim tutar? Kuşlar yol haritalarının üzerinde kanatlarını çırparlarken hangi içli duayı söyler? ‘Rab’bim kullarını kırık bir kalp ile sever’ cümlesinin yollara çizdiği izin üzerine yüzünü kim sürer? ‘Bu dünya bir lezzet verir, bin elem çektirir’ sırrından kim kurtulabilmiştir? Değirmen taşında ezilen hayatların bir dünya sürgünü sırrı olduğunun farkına kim varır? ‘Üzerime dökülen kederler gündüzün üzerine dökülseydi vallahi gündüzler gece olurdu’ diyen  can paresinin, Hz. Fatıma’nın kalp hüznünü bugün kim taşır? &lt;br /&gt;‘Ben cahilim, nasıl bileyim efendim…&lt;br /&gt;Nasıl edeyim…&lt;br /&gt;Nerelere gideyim…’&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;Arka bahçe denemeleri…&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;1/ Arka bahçe satılmaz. İyi para ediyor olabilir…Ama orası parsel parsel edilip satılmaya müsait değildir. &lt;br /&gt;2/ Arka bahçe güvenlidir…Anneniz gönül rahatlığıyla oraya komşu ve bildik çocuklarla elinize yoğurtlu ekmek sürüp sizi gönderebilir.&lt;br /&gt;3/ Arka bahçe herkese açıktır da hinlik ve kinlik kaldırmaz.&lt;br /&gt;4/ Arka bahçeden çıkıp da bir daha geri dönmeyenler ve yabancılaşanların hali haraptır..&lt;br /&gt;5/ Arka bahçenin aslında hiç de gizli saklısı yoktur…Tüm kurgu orada gözlerinin içine bakabileceğin insanlar olması üzerinedir. Bu kadar basit..&lt;br /&gt;6/ Arka bahçede köprünün korkulukları nasıl etrafınızda durur da hizalarsa yolu, herkes birbirinin korkuluğudur aslında…&lt;br /&gt;7/ Herkes birbirinin arka bahçesine uğrayıp demli bir çay eşliğinde muhabbetin dibini bulabilmelidir. Çitleri, duvarları çok fazla yükseltmenin alemi yok.&lt;br /&gt;8/ Pek çok yerin ve Ortadoğu’nun ABD’nin arka bahçesi olarak yamanmasının ardından en güzel sözü Hakan Albayrak söyler; “Ve temizdir Boston sokakları / Çünkü Ortadoğu düzenli olarak bombalanır”&lt;br /&gt;9/ Bu arka bahçe dedikleri uluslar arası arenada fena halde can sıkıcıdır…&lt;br /&gt;10/ Ümmügülsüm Tat bu sayıda ‘Arka Bahçe Cumhuriyeti’nin kapısız kadınları’ndan bahseder.  Hira’sını, rotasını, başlama noktasını kaybedenleri bir anlatır…O kadar olur…&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kendi halinde bir arka bahçe örneklemesi…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir ideolojiye dönüştüğünde etrafındaki sempati halkasını daraltan her şey gibi hayvanseverliğin de belli bir kesime mahsus duruş raconuna dönüştürülmesi, hayvanseverliğin bir sosyete hobisine indirgenmesi incitiyor beni.&lt;br /&gt;Hayvan sevgisinden ve haklarından söz etmeye kalktığınızda tel örgüyle çevrilmiş bir alana, bir arka bahçeye girmiş, haddiniz olmadan birilerinin konuşma, faaliyet yapma haklarına müdahale etmiş bile olursunuz. Hatta Bebek sahillerinde minik köpeklerini gezdiren sosyeteyle ya da Panter Emel’le hizalanmanız da mümkündür..&lt;br /&gt;Kuşatılmış bu arka bahçeye uğradık sayfalarımızda…Gezindi gönlümüz…Rehber çoktu…Onlardan biri…:&lt;br /&gt;Zünnun-i Mısri hacca gitmişti…Çölde giderken susuzluktan yeri yalayan bir köpeğe rast gelir. Kendisinin hiç suyu kalmadığı için kafileye yetişip seslenir; “Ey hacılar, bu benim yetmişinci haccım. Yapmış olduğum yetmiş haccın sevabını kim şu köpeğe su verirse ona vereceğim…”&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Halise Çiftçi&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-446623984870674867?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/446623984870674867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/07/dunyaya-gelen-gecer-bir-bir-serbetin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/446623984870674867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/446623984870674867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/07/dunyaya-gelen-gecer-bir-bir-serbetin.html' title=''/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-527823636887763089</id><published>2009-07-28T07:39:00.000-07:00</published><updated>2009-07-28T07:46:23.756-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>Vedat Aydın:"Hazineniz neredeyse kalbiniz de oradadır"</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Karaların, denizlerin, akarsuların kimyasının değiştiği; sınırların ‘siyaseten’ çizildiği dünya haritasına baktığınızda neleri görüyorsunuz? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Modern insan, aklına çok güvendiği için tabiatın dengesini bozdu. Sınır tanımaz bir güç vehmetti kendinde. Teknolojik imkânları tahripkâr bir şekilde kullandı. Gözünü kırpmadan bir pire için yorganı yakmayı denedi. Aşırı büyüme modelleriyle aç gözlülüğünü mazlum hakların sofralarından doyurmaya çalıştı ve şeytani aklını kullanarak ürettiği silahlarla kıyımlar yaptı. Afrika’da, Ortadoğu’da, Balkanlar’da kan ve gözyaşından mutluluk üretti kendine. Hıristiyanlığın teslis inancını, güç, para, seks üçlemesiyle değiştirerek yeni bir ‘inanç’, yeni bir hayat tarzı geliştirdi. Terminatör, Rabmo, Gladyatör karakterlerini üreterek bileğinin bükülemeyeceğini ilan etti. Tabiatı, Allah’ın insanlara emanet olarak yarattığı düşüncesinde olan insanlarla aralarında büyük uçurumlar oluşturdu. Gücü temsil edenlerin örnek aldıkları karakter bellidir: Firavun. Modern yöntemleri kullanarak haritaları değiştiren, yaptıkları zulümlere kılıflar bulan bu zihniyetin karşısında duranlar Hakk’ın safında birleşenlerdir. Dünya haritasına baktığımızda, geleceği Hakk’ın safında birleşenlerle, cahiliye toplumlarında olduğu gibi kendi yarattıkları ilahlarının (istikbar-güce tapınma) yönlendirmeleriyle hareket eden müstekbirlerin hesaplaşmaları şekillendirecektir. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Haritaların okunulurluğunu azaltan, birbirine alın yazısıyla bağlı ülkelerin aralarına konulmuş tel örgüler midir? Haritalarla aramıza koyduğumuz mesafe “Bil ki kalp sınır, duvar tanımaz” hallerinden midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Arif’in bir şiirinde dile getirdiği gibi, eskiden ‘birbirine karışırdı tavuklarımız’. Birbirleriyle kan bağı bulunan, aynı inancı paylaşan, aynı kültürle mayalanan insanlar bir arada yaşarken, birden ulus devletlere ayrılmalarıyla birlikte birbirine bağlı alınyazıları önünde büyük bir duvar oluştu. Ayrışmalar, saf değiştirmeler, ihanetler aldı başını gitti. Kardeş olan bu insanlar, zehirli milliyetçilik akımlarının tesiriyle kalın duvarlar arkasında birbirlerine dişlerini göstermeye başladılar. 19. Yüzyılın bu meşum akımı geride çok tahripkâr etki bıraksa da, sizin de belirttiğiniz gibi “kalp sınır, duvar tanımaz” olduğundan, bu toprakların çocukları kalplerini müstakim çizgiye taşıma hususunda kararlı gözüküyorlar.  &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şehirlerin, davaların, büyük yolculukların yol haritası olduğu kadar kalbin de yol haritaları var mıdır? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kalbin pusulası La ilahe illallah’tır. Bundan mahrum olan yolunu şaşırır, karşısına engerekler, çıyanlar, yılanlar… çıkar. Karun’lar, Firavun’lar, Nemrut’lar, bel’am’lar, müstekbirler, fasıklar, müşrikler, münafıklar güçlerini birleştirerek üzerine saldırırlar. Bu pusulayı eline alan kimse yolunu bulur. Sevginin, adaletin, merhametin, aşkın kaynağı buradadır. Bütün yolunu şaşırmışların gözlerinin değdiğinde yollarını doğrulttukları, emin adımla yürüdükleri ve kalben tatmin yaşadıkları limandır, La ilahe İllallah. Kalbin haritasının temel kodlarını yükleyen bu ilke yolculuğumuz boyunca karşımıza çıkacak müşkülatları giderme hususunda temel referansımızdır. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Haritaların hüzünlü bir tarih fotoğrafı olarak anılmasının nedeni nedir? Kalp ve harita denkleminde geçmiş zaman hep kaybedilmiş toprakların hüznünü mü beraberinde getirmektedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir haritayı önümüze koyduğumuzda göz mesafemizde dolaşan şehirlerin zihin ve kalp dünyamızda derin izleri olduğu söylenmelidir. 13. yüzyılın sonlarından başlayarak 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar varlığını sürdüren bir Osmanlı’yı canlandırırız kalp ve zihin dünyamızda. Küçük bir uç beyliği ile başlayan ve adından yüzyıllar söz ettiren bir imparatorluk. Padişahlar, haremler, vezirler, şeyhülislamlar, ilim mahfilleri, zindan hatıraları, fetihler, ihanetler, isyanlar, sürgünler… Şimdi Misak-ı Milli ile hudutları çizilmiş bir coğrafyadan bu imparatorluğa bakıyoruz ve hayal dünyamızda canlandırdığımız parça parça fotoğrafları birleştirmeye çalışıyoruz. Bu ister istemez insanda hüzün, hasret, gıpta, hayıflanma, ürperme gibi duygular meydana getiriyor. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnsan; alın yazısıyla, ettiği duayla, bazen umursamazlığı bazen gitme telaşıyla bir haritaya benzer mi? Ve pay biçer mi kendine haritalardan, pay biçmeli mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İnsan bir şekilde haritaya benzetilebilir. Haritalarda meydana gelen değişiklikler gibi insanlarda da değişiklikler meydana gelir. Korunmaya muhtaç bir bebek olarak dünyaya adım atıyoruz, gençlik döneminde güç ve kudretli hale geliyoruz ve sonunda ihtiyarlık aşamasıyla ölüme doğru yol alıyoruz. İnsanın yaşadığı inişler, çıkışlar; hatalar, sevaplar; dostluklar, pişmanlıklar; sevinçler, acılar; zenginlikler, fakirlikler… Velhasıl, insan gizemli bir serüven ile hayatını hitama erdirene kadar büyük bir ummana katılmak üzere farklı kaynaklardan süzülüp gelen ırmaklar misali akışını sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Önermelerin, şablonların, çok bilinmeyenlerin olduğu bir dünyada kendinden yola çıkıp kendine yine kendine dönen insan başarının neresindedir? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Başarı göreceli bir kavram şüphesiz, bunun bizim anlam dünyamızda karşılığı nedir? Ortak yaşam alanlarına yönelik başarı kavramları ihdas ediliyor ve insanlar bununun üzerine çok titriyor. Dünyaya tutunma çabaları bakımından başarı kavramı etrafında fırtınalar koparılıyor. Daha çocukluğunu yaşayamamış yavrularımızı bu kavrama eklemleyip hayatını mahvediyoruz. Bir hedefe odaklanmak ve onu yerine getirmek için üstün gayret göstermek; bu, bir başarı olarak değerlendirilebiliyor. Çok para kazanmak, makam ve mevki sahibi olmak, iyi bir kariyer yapmak, arzulanan sonuçlar elde etmek vb. farkında olsun veya olmasın her dem yeni doğan, halden hale giren insanı çerçevesi çizilmiş, tanımı yapılmış bir kavram ile izah etmeye çalışmak bana pek anlamlı gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Haritalara bağlı kalmak /haritaya bağlı kalmayı istemek/ kaybedilmiş bir güvenin eseri midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;‘Yeryüzü annedir’, der büyük sufi İbn Arabî. Bizi büyüten besleyen, şefkat ve merhametiyle başımızı okşayan, acıktığımızda karnımızı doyuran, sıkıntılarımızı gideren, uykumuz geldiğinde uyutan, besleyip büyüten anne… Arabî’nin anne metaforu, Müslüman ferdin nasıl bir haritaya bağlı kalmak gerektiğini bize çok çarpıcı bir şekilde gösteriyor. İsyan ettiğimizde isyanımızı yatıştıran, küstahlaştığımızda terbiye eden sabırlı bir anne… Şeytanın oklarına karşı göğsünü siper eden cengâverdir o. Sabır ve merhamet telkin eder. Açgözlülük, haset, kibir ve öfkenin ruhumuzu karartan hapishanesinden kurtuluş kapısıdır. Ona samimi bir yöneliş, felah bulmak için yeterlidir. Anneye isyan haramdır. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kalbimizde sakladığımız haritalar, içimizde çıktığımız yolculuklar ve “Benim bir sırrım var” halleri; iyi adamların kapımızı çalacağı bir dünya telaşından mıdır? Savaş haberlerinin, katliamların, krizlerin sıradanlaştığı günlerde, güzel bir dünya için sağ cebinde yol haritası taşıyan iyi adamlar hâlâ var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;“İyi adamlar” geçmişte de vardı, günümüzde de var, gelecekte de var olacaktır. ‘İyi adamın’ gelip bizi kurtaracağı düşüncesiyle bekleyip mesuliyetlerimizden kurtulamayız. İyilik de kötülük de bizim kalbimizdedir. İçimizdeki iyi adamı keşfedip sıradanlaşan dünyanın gidişine –en azından kendi iç dünyamızda- hayır diyebiliriz. ‘Ben iyi olursam, bütün dünya iyi olur’ inancıyla hareket ettiğimizde etrafını aydınlatan bir kandil vazifesi görebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kahramanlar, hikâyeler, imgeler; kalbine giden yol haritalarına kulak vermeyen bir dünya tasvirinin neresine düşer?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Modern edebiyatın ürettiği kahramanlara, imgelere bir bakın, insanı fıtratından uzaklaştıran ne kadar karakter, imge varsa zihinlere onu kazımaktadır. Varlığın mazmununu anlamaya kapalı insan modeli üretiyorlar. Virginia Woolf’u bilirsiniz. Ceplerine taş doldurup Ouse ırmağına bırakıyor kendini. Ne şiirsel bir son değil mi?! İntihardan bile bir edebiyat üreten bir Batı ile karşı karşıyayız. Kalbini Yaratıcıya açmayan insanlar nihilizmin kıyısında dolaşmaktadırlar. Hâlbuki Müslüman “…hayatım ve ölümüm [yalnızca] bütün âlemlerin Rabbi olan Allah içindir” (En’âm; 162) der. Bizim imgelerimiz, hikâyelerimiz, kahramanlarımız kalbimizi selamete çıkaracak güçtedir. Mevla’mız bize öyle bir Kitap lütfetmiştir ki, akleden kalp ile ona yöneldiğimizde hayretimiz artacaktır. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kalbin ve haritaların gölgesinde dünyayı ve en çok da kalpleri kurtaracak yol haritası nerde gizli?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hz. İsa’nın bir sözü vardır: “Hazineniz neredeyse, kalbiniz de oradadır”. İnanç, aşk ve sevgi ile güçlenmiş bir insan kâinata meydan okuyabilir. Biz hazinemizi Rabbimizin bize lütfettiği Kerim Kitabımızda görüyoruz. Temizlenerek ona yaklaştığımızda bitip tükenmeyen bir hazinenin cömert bahçesinde yolumuzu da, yönümüzü de bulmuş kimseler olarak huzurla dolarız. ‘Allah yâr’ diyerek tatmin olan bir kalbin itminana ermesidir bu. Yeryüzündeki bütün insanları felaha götürecek yegâne yol haritası budur. Allah var, ne gam var!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kalbin ve yol haritalarının izni sürmüş bu söyleşi için teşekkür ederim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kalbin hallerini depreştiren bu söyleşi için ben de size teşekkür ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-527823636887763089?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/527823636887763089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/07/vedat-aydnhazineniz-neredeyse-kalbiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/527823636887763089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/527823636887763089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/07/vedat-aydnhazineniz-neredeyse-kalbiniz.html' title='Vedat Aydın:&quot;Hazineniz neredeyse kalbiniz de oradadır&quot;'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-4915431233515334267</id><published>2009-07-28T07:35:00.000-07:00</published><updated>2009-07-28T07:38:28.238-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu röportaj'/><title type='text'>NURİYE AKMAN ile...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Son yıllarda Türk basınında, hafta sonu bebek parkında mutlu aile pozları veren, gazetesindeki köşesinde haftanın her gününü özel hayatını yazan, olur da canı sıkılırsa hayran kaldığı albümün sanatçısıyla, yapımcısıyla röportaj yapan ‘gazeteci’ profili hakimken; İletişim Atölyesini kurmak ve pek çok sorularla dolu bir geleceğin kapısını aralama fikri nasıl ortaya çıktı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kararlarımı başkalarının ne yapıp ne yapmadığına göre vermiyorum.Sorunuzun ilk kısmında tarif ettiğiniz gazeteci profili yeni ortaya çıkmadı. Herkes kendine yakışanı yapar. Onlara hiç itirazım yok. Herkesin hayatı aynı idrak düzeyiyle algılamasını beklemem. Kaldı ki onlar sayesinde toplumun başka türlü tanıma fırsatı bulamayıp yabancı kalacağım yönlerini öğreniyorum. İletişim atölyesini kurarken, geleceğe dair sorularla beslenen bir kaygım yoktu. Böyle bir eğitim kurumu açmanın görevim olduğunu düşündüm. Görev, anın sizden beklediği şeydir. Bunca bilgi, görgü, anı, deneyim, beceriyi zekatını vermeden mezara götürmekten korktum.  Bildiklerimi hatırlamak ve paylaşmak beni manevi açıdan zengin ve diri kılacaktı. Kendime yatırım yaptım. Pek çok iş yapmıştım ama öğretmenlik denemediğim bir işti. Merak ettim nasıl bir öğretici olacağımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Atölyede daha çok hangi yaş-meslek grubunda insanla çalışıyorsunuz ve başvuruları nasıl değerlendiriyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yaş ve meslek sınırımız yok. Beni öğretici olarak onaylayan herkes katılabiliyor. Verdiğim ödevleri yapması şartıyla tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İletişim atölyesinde hep öğretici rolünü mü üstleniyorsunuz? Atölyede karşılık etkileşim olduğunu düşünüyor musunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Zahiren öğretici benim. Ama öğrenen de benim. Her katılımcının bambaşka hikayesi var. Becerileri ve eksikleri var. Becerileri parlatıp, eksikleri tamamlamalarına yardımcı olurken, hem kendimi tanıyorum, hem de onları. Ayrıca onlara dersi vermeden önce ben de dersimi çalışıp geldiğim için her defasında kitaplar karıştırıp, filmler izleyip, araştırmalar yaptığım için her halükarda ben daha kazançlıyım. Dersi işleme biçimim, tamamen interaktif. Ben anlatıyorum onlar dinliyor değil. Herkes konuşuyor ve yazıyor. Ben orkestra şefiyim. Her derste adeta bir senfoni icra ediyoruz. Katılımcılar hem solo hem koro yapıyor. Şahaneyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fetullah Gülen ile Amerika’da röportaj yaptınız. Sonra Türkiye’de gündem kim varsa sizin sorularınızdan geçmeden çekilmiyor köşesine. İletişim atölyesi ile zihinlerde oluşan Nuriye Akman tarzı gazeteciliği bir gazetecilik ekolü haline getirmek istediniz mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Konuştuğum kişilerin köşeye çekildiğini söylemek mümkün değildir. Çekildilerse de bunun benimle ilgisi yoktur. Ayrıca gerek gazete farkı, gerek konjonktür nedeniyle, bazen de talep etmeme rağmen benimle konuşmak istemeyenler olmuştur. Röportaj portföyüm o kadar da mükemmel değil. “Ekol” olmak için ille de okul kurmak gerekmiyor.  Röportajda ekol olmaktansa, tarz sahibi biri olarak anılmayı yeğlerim. E tabi hoşuma gider, atölyeme devam edenlerden biri de çıkıp Nuriye Hocadan çok şey öğrendim derse. Ayrıca ben atölyemde sadece röportajı anlatmıyorum ki. Öğrencilerimin sözlü ve yazılı ifadelerinin mükemmel olmasına, özgüvenlerini kazanmalarına, ötekine empati yapmalarını sağlamaya, kısacası duygusal zekalarını ortaya çıkarmaya da çalışıyorum. Nitekim her meslekten, her yaştan insan, bu yüzden güzelim Pazar günlerini birlikte geçirmek istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ülkemizde yaşanan her gerilimin ardından bir gazeteci çıktı karşımıza ‘esas oğlan’ edasıyla. Hal böyle iken toplumun gazetecilere ve habercilik anlayışına bakışı nasıl etkilendi bu durumdan?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Toplumun gazetecilere nasıl baktığı, bilimsel bir araştırma konusudur. Bu konuda en son yapılan araştırma nedir, ne sonuç vermiştir bilmiyorum. Kendi gözlemimi soruyorsanız, mesleğimize toplumun bakışı pek de parlak değil derim. Öte yandan, toplumdan söz edeceksek, bileşik kaplar kuralını hatırlatırım. Hangi meslek grubunun durumu, gazetecilerden daha iyi? Çürüme totaldir. Herkesin bunda rolü vardır ve sonuçlarından da nasibini alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gazeteler manşetlerden değil de köşe yazarları üzerinden mesaj vermeye başladı sanki. Muhabirler üçüncü sayfa haberlerine yönlendirilirken, köşe yazarlarının o gazeteden, gazetede çıkan haberlerden daha çok konuşulması gelecek için nelerin işaretçisi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sorunun ilk cümlesi yanlış. “başlamadı”, zaten öyleydi. Muhabirlerin en çok istediği şey, haberinin birinci sayfada değerlendirilmesidir, doğru. Yeterince iyiyse, özelse, çarpıcıysa, konusu ne olursa olsun her haberin vitrine girme şansı vardır. Yazarın adı gazetesiyle birlikte anılır. Ve ne yazdıkları hangi gazetede olduğuna göre anlamlandırılır. O grubun yönetimi ve çıkarlarıyla bağlantı kurulur. Keşke gazetelerinden bağımsız olabilseydi yazarlar. Ama olamıyor. Çoğu zaman gazetenin genel politikasının araçları haline geliyor. Yazarların gazetede çıkan haberlerden daha çok konuşulduğu yargısı yanlış. Hangi yazar, hangi haberden daha çok konuşuluyor diye sormak lazım. Artık köşe yazarları sadece kanaat bildirmiyorlar, köşelerinden haber de veriyorlar, röportaj da yapıyorlar. Verdikleri haber önemliyse konuşulur olmaları kadar doğal ne var? Her şey değişir. Bu mesleğin yapılma biçimi de değişir. Yazarlardan daha az gazetecilik yapmalarını istemek haksızlık. Ama bu kadar çok yazara ihtiyaç var mı derseniz, bence yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sorduğunuz sorularla bit taramasından geçirircesine hizaya çekiyorsunuz muhatabınızı. Bu durum “Ben sormazsam kimseler sormaz” düşüncesinden mi kaynaklanıyor, yoksa röportaj yaptığınız isimler kapılar zorlanmadıkça çözülmemek için ısrarcı mı davranıyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ben sadece soru soruyorum. Kimin ne sorduğu ne sormadığı umurumda değil. Bir röportajın, sorana da sorulana da yaraması, iki tarafın ihtiyacını da karşılaması gerekir. Ben kendi payımı arıyorum, muhatabım da kendi payını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Herkesin sesinin fazlasıyla çıktığı bir dünyada, gazetecinin görevi sesleri birbirinden ayırmak mı olmalı, sesleri anlamak mı? Ekonomide, politikada, uluslar arası ilişkilerde yaşanan krizlerin bitmesi için dünyanın empati yapmasını mı bir çözüm olarak görüyorsunuz yada daha çok konuşması, eteğindeki tüm taşları dökmesini mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gazeteci işini yaparken bazen sesleri birbirinden ayırır bazen o sesleri anlar. Bunlardan birini tercih etmesi gerekmiyor.Zaten onca sesten birini seçtiği an, ayrımı yapmış oluyor. Anlamayı her zaman başarıyor mu? Hayır. Dünya var olalı beri bu saydığınız krizler bitmedi, bitmez, bitmesini bekleyemeyiz. Sorun çözme yöntemleri de sınırlandırılamaz. Bazen empati yapmalı, bazen ses yükseltmeli, bilim yapmalı, siyaset yapmalı, sanat yapmalı, bazen de tamamen susmalı ve sadece dinlemeli.  Etekteki taşlar hiç bitmez, bir yandan dökülür, bir yandan dolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Soru sorarken karşınızdaki insanın çelişkilerini, yanılgılarını yada bilgisizliğini görünce nasıl bir taktik uyguluyorsunuz? “Ben neler gördüm” diyerek hoş gördüğünüz oluyor mu yada daha mı çok köşeye sıkıştırıyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Duruma göre değişir. Genelde açarım, kapamam meseleleri. Köşeye sıkıştırdıklarımı dahi hoş görürüm ben. Biri diğerine engel değil.&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıllardır soruların, fotoğrafların ve mürekkep kokan kağıtların arasında gördük sizi. Çalışmalarınıza yönetici yada köşe yazarı olarak devam edebilirken hep “röportaj yapmak” konusunda ısrarcı davrandığınız. Sorulara ve cevaplara olan tutkunluğunuz neden?Sorular ve cevaplar üzerinde dünyanın bilmediği denklemler mi kurdunuz? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ben sevdiğim işi yapma konusunda çok şanslıyım. Hiçbir zaman yönetici olmak istemedim. Kendimi yönetmenin dışında. Köşe yazarı olmayı istediğim bir dönem oldu. Ama reel dünyayla aramda hiç mesafe kalmayacaktı. Vazgeçtim, edebiyata yöneldim, mistik olana yani.  Sorulara tutkum, cevaplara tutkumdan daha fazla. Çünkü cevapları almaya çalışırken geçtiğim yollar daha zevkli. Cevap istasyonunda ikamet edersem, çürürüm. Her cevap eksiktir çünkü. Ölene kadar soru sormak lazım.  Şimdi biraz evvel söylediğimin tersini ifade edeceğim. Hiçbir soruya ihtiyaç duyulmayan bir durumu merak ediyorum. Bir çeşit cennet özlemi. Denklem falan kurmadım. Her şeyin ancak zıddıyla kendini gösterebildiği bir dünyada neyin denklemini kuracaksınız? Bütün denklem taslaklarından kurtulup her şeyi birleyebilsek keşke.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazdığınız iki roman, çeşitli dönemlerde hazırladığınız televizyon programları var. Tüm bunlar dururken sorularla anılmak ve gazeteci kimliğinizin ön plana çıkması hoşunuza gidiyor mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Romanlar ve TV programları dursun durdukları yerde. Onlar görevlerini yaptı. Neden ömrümün sonuna kadar onlarla avunayım. Yapacak başka şeyler var hayatta.Kimin beni nasıl andığının ne önemi var? Belki de bana bu soruyu sorduran öğrencilerimle kurduğum güzel ilişkidir.  Herkes beni sorularımla hatırlarken, benim gizli gizli sorulardan kurtulmaya çalışmam ne ilginç değil mi?&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederim. Son olarak neler söylemek istersiniz…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sahi mi söylüyorsunuz? Beni önemsediğiniz için teşekkür ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-4915431233515334267?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/4915431233515334267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/07/nuriye-akman-ile.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4915431233515334267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/4915431233515334267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/07/nuriye-akman-ile.html' title='NURİYE AKMAN ile...'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2837729806554940012.post-2474397265910239374</id><published>2009-07-28T06:41:00.000-07:00</published><updated>2009-07-28T06:47:30.563-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='temmuz 2009'/><title type='text'>TURUNCU Dergisi Temmuz Sayısı Çıktı</title><content type='html'>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU birbirinden farklı dosyalar ve ilginç konularla temmuz ayının nabzını tuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin yol haritalarının ve arka bahçe hallerinin izini sürdü bu ay turuncu ekibi....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlık hallerinde kadınlar, renkler, kokular, sesler anlatıldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündeme kadın yorumlarında arka bahçe cumhuriyetinin kapısız kadınlarına şerh düşüldü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökteki yıldızlarla sahabe hayatları anlatıldı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinema köşesinde Cennetin Çocukları'na dair ikincil anlatımlar yapıldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afiyet köşesinde birbirinden lezzetli tarifler verildi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaset, sosyoloji, ekonomi, edebiyat, yemek, kitap... herşey konuşuldu, tartışıldı, yazıldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vedat Aydın, Ömer Lekesiz, Murat Zelan ve Arzu Erdoğral ile birbirinden özel söyleşiler yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turuncu'da temmuz ferahlığı vardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NT Mağazalarından ve seçkin kitapçılardan temin edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abonelik ve iletişim için:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk Bulvarı&lt;br /&gt;143/18&lt;br /&gt;Bakanlıklar/ANKARA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(312) 419 75 42-43&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;turuncudergisi@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2837729806554940012-2474397265910239374?l=turuncudergisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/feeds/2474397265910239374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/07/turuncu-dergisi-temmuz-says-ckt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/2474397265910239374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2837729806554940012/posts/default/2474397265910239374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://turuncudergisi.blogspot.com/2009/07/turuncu-dergisi-temmuz-says-ckt.html' title='TURUNCU Dergisi Temmuz Sayısı Çıktı'/><author><name>Aylık Kadın Dergisi TURUNCU</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06645377012369603582</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-Iyvfm_YzBbE/TWVO0e1VWYI/AAAAAAAAAII/FogRgEUriis/s220/P1060082.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
